Mustafa Nevruz SINACI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mustafa Nevruz SINACI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Eylül 2017 Salı

Yaman bir çelişki, müthiş bir ironi! Bütün 27 Mayıs'çılar 12 Eylül karşıtı. Çünkü 27 Mayıs bedhahların kalkışması; 12 Eylül ise, hukuki ve ahlâki emir-kademe zincirine uygun olarak yapılan vatana ihanet, terör ve tedhişe karşı milli refleks, yasal direniş ve meşru müdahaledir.

“12 EYLÜL 1980 MEŞRU MÜDAHALESİ VE NEFSİ MÜDAFAA’NIN 37. SENE-İ DEVRİYESİ ANISINA”
27 MAYIS’IN UNUTTURULMUŞ BİR KURBANI “DEMOKRAT PARTİ İSTANBUL MİLLETVEKİLİ” DR. ZAKAR TARVER’İ HATIRLAMAK!..
(AGOS, 26.05.2013GÜNCEL)
Milletvekili Zakar Tarver, 27 Mayıs’ta tutuklanarak, Yassıada’ya götürüldü. Kısa bir süre sonra da ölüm haberi geldi. Tarver’in bir yakını, o günleri şöyle anlatıyor: “19 Eylül’de haber geldi, Zakar Tarver öldü diye. Zakar Bey’in bütün vücudu mosmordu. Belli ki çok dövmüşler.”
Milletvekili Zakar Tarver, 27 Mayıs Darbesi’nde tutuklanarak, pek çok parti arkadaşı ve bürokratla birlikte, camları gazete yapıştırılarak kapatılmış bir gemiyle Yassıada’ya götürüldü. Kısa bir süre sonra da ölüm haberi geldi. Tarver’in bir yakını, o günlerde yaşadıklarını şu sözlerle anlatıyor: “19 Eylül’de haber geldi, Zakar Tarver öldü diye. Cenazesini Gülhane’deki Adli Tıbba götürmüşler. O tarihte Adli Tıp Gülhane’deydi. Zakar Bey’in bütün vücudu mosmordu. Belli ki çok dövmüşler. Menderes’e bile neler yaptılar, kim bilir bu gâvura neler yapmışlardır diye düşündük. Yaşlı olduğu için dayanamamış, zaten kendisi hassas bir insandı. Annesinden gazeteleri sakladık, oğlunun ölüm haberini gazeteden almasın diye. ‘Asker gazeteleri yasakladı’ dedik. Sonra duyunca annesi yıkıldı, çok acı çekti.”
EMRE ERTANİ emreertani@agos.com.tr
27 Mayıs 1960’ta yaşanan askeri müdahale Demokrat Parti iktidarına son verirken, Türkiye’de on yılda bir yaşanacak darbeler döneminin de başlangıcı oldu. Ordu, 27 Mayıs darbesiyle siyasete el koydu, iktidarı gasp etti, seçimle ve çoğunluğun oyuyla iktidarda bulunan Demokrat Parti’yi devirdi. Yassıada’da görülen ‘Anayasa’yı ihlal’ davası, vatana ihanet suçlamasıyla açılmıştı.
Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes’le birlikte, 401’i milletvekili olmak üzere, 500’den fazla Demokrat Partili, darbecilerin kurduğu mahkemelerde sanık oldu ve yargılandı. Davanın vatana ihanet suçlamasıyla açılmasının sebebi, cumhurbaşkanının ancak vatana ihanet suçu kapsamında sorumlu tutulabilmesi ve yargı önüne çıkarılabilmesiydi. O tarihte 78 yaşında olan Celal Bayar’ın idam cezasına çarptırılabilmesi için gereken ‘hukuki’ zemin, Türk Ceza Kanunu’ndaki 65 yaş sınırının kaldırılmasıyla hazırlanmıştı. Darbeciler ve yandaşları 27 Mayıs askeri darbesini bir ‘devrim’ olarak adlandırmıştı. 27 Mayıs darbesi, 1963’te, İsmet İnönü hükümeti tarafından ‘Hürriyet ve Anayasa Bayramı’ adıyla resmi bayram ilan edilerek kutlanmaya başladı. 27 Mayıs okul kitaplarına alınarak, 1960’tan 1983’e kadar çocuklara bir ‘devrim’ olarak okutuldu.
Lideri idam edilmiş bir siyasi geleneğin devamı olan ve Demokrat Parti’nin yerine kurulan Adalet Partisi, ne ironiktir ki, 12 Mart’ta darbecileri desteklemişti. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam kararına ilişkin Meclis görüşmelerinde Süleyman Demirel sıralara vurarak “Üç isteriz” diye bağırmış, 27 Mayıs’ta asılan üç siyasetçiye karşı üç gencin idam edilmesi yönünde oy kullanmıştı.
Cuntanın yaptığı 27 Mayıs darbesi çok yakın bir tarihe kadar kendine aydın-solcu diyen insanlar tarafından bile ‘devrim’ olarak kabul edilmekteydi. Ancak son yıllarda darbecilik tartışmaları 27 Mayıs’ın da yoğun bir şekilde konuşulmasını sağladı. O tarihlerde yaşananlar, acı hikâyeler anlatılmaya, yazılıp çizilmeye başladı. Genç Siviller gibi girişimler ve demokrat aydınlar 27 Mayıs konusunda bir farkındalık yaratarak, o dönem yaşanan acıları ve hukuksuzlukları gözler önüne serdiler.
27 Mayıs darbesinin kurbanları denince akla ilk olarak idam edilen Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan gelir. Ancak bu darbenin kurbanları sadece onlar değildi. Yassıada’ya götürülenlerden 10 milletvekili ve bürokrat işkence sonucu hayatını kaybetti. Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Lütfi Kırdar, duruşma sırasında kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Yusuf Salman, Lütfü Şaylan, Gazi Yiğitbaşı, Emekli Genelkurmay Başkanı Nuri Yamut, Yümnü Üresin ve Kenan Yılmaz, Anayasa davasında yargılanırken, Yassıada’da vefat ettiler. İçişleri Bakanı Namık Gedik, Ankara’da Harp Okulu’nda hayatını kaybetti, ölüm nedeni ‘intihar’ olarak açıklandı. Herkesin ortasında askerlerden dayak yemeyi gururuna yediremeyen Cemil Keleşoğlu bileklerini keserek intihar etti. İstanbul Emniyet Müdürü Faruk Oktay da 30 Eylül 1960’da, işkence sonucu hayatını kaybetti.
27 MAYIS’TA MARUZ KALDIĞI MUAMELE SONUCU ÖLEN POLİTİKACILARDAN BİRİ DE ERMENİ’YDİ.
Demokrat Parti İstanbul Milletvekili ve Yedikule Surp Pırgiç Hastanesi’nin eski başhekimlerinden ve Türkiye’nin ilk radyologlarından Zakar Tarver de 27 Mayıs’ın işkence sonucu ölen kurbanlarından biri oldu. Tarver 27 Mayıs’ta tutuklanmıştı. Yassıada’da hayatını kaybeden Tarver’in ölüm nedeni kayıtlara “kalp krizi” olarak geçti. Ancak dönemin tanıkları, milletvekilinin gerçek ölüm nedeninin farklı olduğunu söylüyor. Anlatılanlara göre, Tarver bir askerin çelme takması sonucu düştükten sonra darp edildi ve hayatını kaybetti.
Tarver’in yaşadıkları 27 Mayıs’ın bilinmeyen hikâyeleri arasında yer alıyor. Bugüne dek bu konu üzerine kayda değer ne bir haber ne de bir yazı yayımlandı. Tarver’in hikâyesini merak edip araştırmaya başladığımızda, bu talihsiz ölümün izini sürmenin çok da zor olmayacağını düşünüyorduk. Bu kadar değerli bir bilim insanı ve dönemin önemli bir siyasi aktörü hakkındaki bilgilere kolaylıkla ulaşabileceğimizi sanıyorduk. Ancak araştırmaya başlar başlamaz gördük ki küçücük bir bilgi kırıntısına ulaşmak dahi bir hayli zor olacak. Türkçe gazeteler de, Ermenice gazeteler de, Zaker Tarver’in ölüm haberini, Sıkıyönetim Komutanlığı’nın yayımladığı açıklamayla vermiş ve ölümün kalp krizi sonucu olduğunu yazmışlar. Tarver’in, binlerce kişinin katılımıyla gerçekleşen ve bir tür darbe karşıtı sessiz gösteri olduğu anlatılan cenaze töreni, gazetelerde haber dahi olmamış.
Zakar Tarver, Balıklı Ermeni Mezarlığı’nda yatıyor. Bugün onun hikâyesini anlatabilecek pek kimse kalmadı. 27 Mayıs darbesi üzerine yaptıkları çalışmalarla bilinen Emine Gürsoy Naskali ve H. Emre Oktay, Yassıada’yı yaşamış olanlardan dinlediklerinden yola çıkarak Tarver’in ölümünün askerlerin kendisine reva gördüğü muameleyle ilgili olduğunu söylüyor. Emine Gürsoy Naskali, Yassıada sanıklarından, Türkiye’nin üçüncü cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın torunu. H. Emre Oktay ise, dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Faruk Oktay’ın oğlu. Tarver ailesinin üyelerini bulma çabamız ne yazık ki olumlu bir sonuç vermedi. Ailenin yakınlarından birine ulaşabildik, ancak o da yaşadıklarını anlatmaktan çekindi ve yalnızca, doktorun ölümüne kadar olan süreç hakkında kısa bilgiler verdi. Tarver’in ölümü ve cenaze töreni hakkındaki sorularımızı ise, gözyaşları içinde kaldığı için, yanıtsız bıraktı. Bu durum, 27 Mayıs sonrasında yaşanan korkunun, Tarver ailesi ve genel olarak Türkiyeli Ermeniler üzerinde yarattığı travmanın bir yansıması.
Dr. Zakar Tarver kimdir
DEMOKRAT PARTİ İSTANBUL MİLLETVEKİLİ ZAKAR TARVER’İN KABRİ BALIKLI ERMENİ MEZARLIĞI’NDA BULUYNUYOR
Zakar Tarver’in asıl adı Rupen Zakar Zakaryan’dı. Soyadı Kanunu çıktıktan sonra Zakar Tarver adını aldı. 1894’te, o zamanlar yaklaşık 5 bin 500 kişilik bir Ermeni nüfusa sahip olan Eğin’de (bugünkü Kemaliye) dünyaya geldi. Doğduğunda, annesi Yevkine 16 yaşındaydı. Babası Ohan Zakaryan, manifaturacılık yapıyordu. 1895’te, Eğin’de Ermenilere yönelik saldırılar sırasında Zakaryan ailesinin evi ve dükkânı yakıldı. Kendi memleketinde can güvenliği ve barınacak yeri kalmayan aile İstanbul’a göç etti. Zakar Tarver Bey’in babası Ohan Zakaryan, manifatura dükkânına gelip giden doktorlardan çok etkilendiği için “Oğlum okursa doktor yapacağım” diyordu. Nitekim öyle oldu. İlkokulu İstanbul Makriköy’deki (Bakırköy) Bezazyan’da, ortaokulu da Bahçecik Amerikan Koleji’nde okuyan Zakar Tarver, 1917’de, o zamanlar Haydarpaşa’da bulunan İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Bölümü’nden başarıyla mezun oldu.
Zakar Zakaryan, Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Ordusu’nda subay olarak görev yaptı. O dönemde Anadolu Ermenileri tehcir ve katliamlarla karşı karşıyaydı. Tarver’in nerede görev yaptığını bilmiyoruz. Osmanlı ordusundaki pek çok Ermeni er, amele taburlarında hayatını kaybetmişti. Ancak subay olanların hayatta kalma şansları nispeten yüksekti. Tarver de onlardan biri oldu. Radyoloji alanında uzmanlaşmak için Fransa’ya giden Zakar Zakaryan, 1919-1922 yılları arasında Maria Curie’nin yanında asistanlık yaptı. Dönemin ünlü tıp profesörlerindan eğitim alan Zakar Tarver, önemli sağlık kurumlarında çalıştı. İstanbul’a ilk röntgen cihazını o getirdi. Bir süre Surp Pırgiç Hastanesi’nde radyolog olarak çalıştı. Uluslararası Radyoloji Derneği üyesi olan, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa’da birçok konferansa katılan Tarver, Türkiye’de tıp biliminin gelişimine önemli katkılarda bulundu. Yedikule Surp Pırgiç Hastanesi’nde,1923-1925 ve 1927-1933 yılları arasında Radyoloji Kliniği Şefi; 1948-1955 yılları arasında ise başhekim olarak görev yaptı. Hastanede pek çok yeniliğe imza atan Tarver, bugün de devam eden Surp Pırgiç dergisinin yayımlanmasını sağladı.
‘R. Zakaryan’ ve ‘Z. Kar’ mahlaslarıyla Ermenice öyküler ve yazılar yazdı. Ermenice ve Türkçenin yanında Fransızca, Almanca ve Rusça biliyordu. Hayatının büyük bir bölümünü okumaya vakfeden doktorun, çok büyük bir kütüphanesi vardı. Doktor Tarver, İkinci Dünya Savaşı yıllarında gayrimüslimlerin toplu halde askere alındığı Yirmi Sınıf İhtiyat Askerliği kapsamında, 48 yaşındayken ikinci kez askere gitmek zorunda kaldı; 1942-1943 yıllarında Sivas’ta yüzbaşı rütbesiyle yedek subay olarak görev yaptı. Böylece, her iki dünya savaşı sırasında da askerlik yapmış oldu. Tek parti iktidarı döneminde CHP’nin Varlık Vergisi ve Yirmi Sınıf İhtiyat Askerlik gibi ayrımcı uygulamalarını bizzat yaşayan Tarver’in, çok partili dönemde neden Demokrat Parti’de siyaset yapmayı tercih ettiği sorusunun yanıtını da bu deneyimlerde aramak gerekir sanırız.
Siyasete ilk olarak İstanbul Belediyesi’nde Meclis üyesi olarak girdi. İsmini vermek istemeyen bir yakınının deyimiyle, “Günümüzde milletvekili olmak için paralar saçılırken, o, çevresindekilerin yoğun ısrarları kıramayarak” aday oldu ve 1954’te milletvekili seçildi.
Milletvekili Zakar Tarver, 27 Mayıs Darbesi’nde tutuklanarak, pek çok parti arkadaşı ve bürokratla birlikte, camları gazete yapıştırılarak kapatılmış bir gemiyle Yassıada’ya götürüldü. Kısa bir süre sonra da ölüm haberi geldi. Tarver’in yakını, o günlerde yaşadıklarını şu sözlerle anlatıyor: “19 Eylül’de ailesine haber geldi, Zakar Tarver öldü diye. Cenazesini Gülhane’deki Adli Tıbba götürmüşler. O tarihte Adli Tıp Gülhane’deydi. Zakar Bey’in bütün vücudu mosmordu. Belli ki çok dövmüşler. ‘Menderes’e bile neler yaptılar, kim bilir bu gâvura neler yapmışlardır’ diye düşündük. Yaşlı olduğu için dayanamamış... Zaten hassas bir insandı. Gazeteleri annesinden sakladık, oğlunun ölüm haberini okumasın diye. ‘Asker gazeteleri yasakladı’ dedik. Sonra duyunca annesi yıkıldı, çok acı çekti.”
ÜÇÜNCÜ CUMHURBAŞKANI CELAL BAYAR’IN TORUNU PROF. EMİNE GÜRSOY NASKALİ DE, YASSIADA’DA YAŞANANLARI ŞU SÖZLERLE ANLATIYOR:
“O yıl ben 10 yaşındaydım. İzmir’de annem, anneannem ve kız kardeşlerimle ev hapsindeydim. Darbeden sonra, davalar başlayana kadar hiç kimseyle temasımız olamadı, o sebeple Zakar Bey’in cenazesine katılamadım. Zakar Bey’in, Yassıada’ya götürülürken gemiye bineceği veya gemiden ineceği sırada görevli subay tarafından itilip düşürüldüğü, başını çarptığı ve darp edildiği anlatıldı. Ölümüne bu hadise sebep olmuş. Beyin kanaması olmuş, revire kaldırılmış. Bu olayı ben annemden dinledim. ‘Öyle olduğunu nasıl kanıtlarız, bunu anlatacak şahidimiz var mı?’ diye sormuştum anneme. Zakar Bey’le birlikte Yassıada’ya götürülenler hadiseyi o yıllarda bu şekilde anlatmışlar. Yani oradakilerin hepsi şahit. Aynı grup içinde bulunanlar görmüşler ve hadiseyi böyle anlatmışlar.”
TARVER’İN 6-7 EYLÜL OLAYLARINA İLİŞKİN MECLİS KONUŞMASI
Dr. Zakar Tarver’in 6-7 Eylül olayları sonrasında TBMM kürsüsünden yaptığı bir konuşma, onun, Cumhuriyet’in azınlıklar için çizdiği ‘sadık gayrimüslim vatandaş’ portresinin tipik bir örneği olduğunu gösteriyor. Ancak, “Memleketimizde yaşayan ufacık gayrimüslim azınlık mukadderatını bu memleketin mukadderatına bağlamış, bu memleketin iyiliğine candan sevinen ve maazallah felaketine de samimiyet üzülen insanlardan mürekkeptir” diyen Tarver’in bu duruşu bile, 27 Mayıs sonrasında Yassıada’da ‘Ermeni milletvekili’ olarak özel bir muameleye tabi tutulmasına engel olamadı. Muhterem Arkadaşlarım, memleket büyük bir felakete maruz kalmıştır. Bu vandalizmi işleyenler teşhis edilmiştir. Milli hayatımıza kasteden kuvvetin başka kisvelere bürünerek caniyane tasavvurlarının tahakkukuna uğraştığını görüyoruz. Binaenaleyh ilk vazifemiz bu kisveleri ortadan kaldırmak olmalıdır. Bunlar nedir?
HENÜZ BAZI GERİ KAFALI DİMAĞLARDA MEVCUT MÜSLİM-GAYRİMÜSLİM AYRILIĞI…
Bu felakete maruz kalan azınlığa karşı Sayın Başvekilimizin sempatisine, şahsen şahidim. Delillerini de verebilirim. Örfi idare ilan edilmiştir. Eminim ki bu Vandalizm’i işleyenlere, vazifelerinde tekâsül gösterenlere kanun müstahak oldukları cezayı verecektir ve mağdur olanlara, bilhassa küçük esnafa Devlet her nevi yardımı yapacaktır. Ancak saltanat ve halifelik devirlerinden kalma bir zihniyetin izleri mevcuttur. Bazı örümcek bağlamış kafalar, Türkiye Cumhuriyetinin laik bir devlet olduğunu henüz anlamamış bulunuyorlar. Artık bu memlekette dini faikıyetin değil ancak ve ancak istidat ve kabiliyet önünde bütün kapıların açık olduğunu daha görememiş olanlar vardır.
Din bir vicdan işidir (...) Türkiye’yi temsil eden bütün unsurlar şüphesiz ki, hepsi Türktür. Aynı eşit muameleye tabidir (...) Memleketimizde yaşayan ufacık gayrimüslim azınlık mukadderatını bu memleketin mukadderatına bağlamış, bu memleketin iyiliğine candan sevinen ve maazallah felaketine de samimiyetle üzülen insanlardan mürekkeptir. Asırlardan beridir Türkiye’de yaşayan Ermeni azınlığın ifa edegeldikleri hizmetler cümlenin malumudur (...) Dosta ve düşmana karşı bizleri utandıracak olan son Vandalizm’i gösterileri dolayısıyla azınlıkların bu samimi duygularını bu kürsüden belirtme memleketin yüksek menfaatlerine uygun olacağı kanaatindeyim. Allah bu memleketi korusun.
‘YASSIADA CEHENNEMİ’NDEN NOTLAR
HASAN EMRE OKTAY
O dönem herkes sinmiş vaziyette, herkes korkuyor, “Aman başıma bir şey gelmesin” diye. Bizim akrabalarımız evimize gelmediler. Dayılar, halalar, teyzeler korkularından bize selam bile vermediler. Çok korkunç bir ortamdı. Zakar Bey’den 11 gün sonra 30 Eylül’de babam Faruk Oktay öldü. Yassıada çok kötü olayların yaşandığı bir cehennem. 27 Mayıs darbesi dendiği zaman herkesin aklına üç infaz gelir, halbuki Yassıada’da on kişi öldü. Yassıada’nın bir komutanı var, Yarbay Tarık Güryay. Nazi esir kampındaki gestapolardan farkı olmayan bir adam. Gazeteci Turan Dilligil o zaman bir kitap yazmıştı Tarık Güryay hakkında, adı ‘Allahsız Gardiyan’dı.
Emekli psikolog H. Emre Oktay, 27 Mayıs darbesi öncesinde İstanbul Emniyet Müdürü olan Faruk Oktay’ın oğlu. Darbe yapıldığında, Faruk Oktay, Demokrat Parti yanlısı olduğu gerekçesiyle tutuklandı. Zakar Tarver’in ölümünden 11 gün sonra, 30 Eylül 1960’ta, Faruk Oktay’ın ölüm haberi ailesine ulaştırıldı. H. Emre Oktay o sırada 12 yaşındaydı. Aile, darbenin yoğun baskı ortamında, bu acı olayın yasını dahi gerektiği gibi tutamadı. H. Emre Oktay’la, babasının ölümünü, ailesinin yaşadıklarını ve Zakar Tarver’i konuştuk. Onun yaşadıkları, Tarver ailesinin anlatılamayan hikâyesi hakkında da bir fikir veriyor.
CHP DÖNEMİNDE GAYRİMÜSLİMLER TEDİRGİNDİ
Demokrat Parti (DP) 1950’de iktidara geldi. DP’den önce Tek Parti dönemi vardı. Tek parti döneminde, gayrimüslimler ve iktidar, yani İnönü’nün Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) arasında bir gerginlik vardı. Varlık Vergisi çok sıkıntılar yaratmıştı, Yirmi Sınıf Askerlik vardı. Varlık Vergisi’ni veremeyenlerin borcuna önce faiz yükleniyor, daha sonra bu kişiler Aşkale’ye, çalışma kampına gönderiliyordu. Bir de Sirkeci’de çalışma kampı kurmuşlardı, oraya da gönderilenler oldu. Milli Şef İnönü, Almanların uygulamalarına özenmişti. Gayrimüslimlere silahlı eğitim yaptırmıyorlar, onları yol yapım işinde çalıştırıyorlardı. Demokrat Parti iktidara gelince, gayrimüslimlerle CHP arasındaki gerginlik ortadan kalktı. Meclis’te Musevi, Rum, Ermeni milletvekilleri görmeye başladık. Zakar Tarver de bunlardan biriydi. 1950’de DP iktidara gelince azınlıklarla ilişkiler normalleşti.
BABAMI ALMAYA TANKLA GELDİLER
27 Mayıs darbesi yapıldığı zaman babam İstanbul Emniyet Müdürü’ydü. O dönem Nişantaşı Valikonağı Caddesi’ndeki Hayat Apartmanı’nda oturuyorduk. Evin önüne, üzerinde bir top olan tank ve tam teçhizatlı iki cemse (askeri kamyon) asker geldi. Cemsenin projektörleri yandı, askerler evi çevirdiler. Evde ben, ağabeyim, annem ve babam var. Ben 12 yaşındayım, ağabeyim 14 yaşında; yani öyle tankla, topla, iki kamyon askerle gelmeyi gerektirecek bir durum yok. Sanki babamın milis kuvvetleri varmış gibi geldiler. Birden böyle bir baskın olunca çok korktuk tabii. Tankın topu evimizin camına çevrildi, o kadar çok askeri görünce şok olduk. Eve iki asker geldi, “Beyefendiyi karargâha götüreceğiz” dediler. Babam üzerini değişti, götürdüler.
İLAÇLARINI VERMEDİLER
Babamı Davutpaşa Kışlası’na götürmüşler. Düzenli almak zorunda olduğu ilaçlar vardı. Tansiyon ve kalp hastasıydı. İlaçlarını annem, ağabeyime verdi babama götürmesi için. Ağabeyim kışladan döndü bembeyaz bir suratla. “Ne oldu?” diye sordu annem. Genç bir subay eline vurmuş, ilaçları yere atmış, “Burası hastane mi? Defol git!” demiş. Şimdi Balyoz’da, Ergenekon’da tutuklananlar GATA’ya gidiyorlar, çok iyi şartlar altındalar. Ondan sonra babamı Yassıada’ya götürdüler. 500’den fazla kişi götürülmüş adaya, ve Zakar Tarver, Başbakan Menderes, bakanlar, diğer milletvekilleri, bürokratlar, inanılmaz kötü bir muameleye maruz kalmışlar.
HERKESİ SUSTURDULAR
İlk ölen, İçişleri Bakanı Namık Gedik oldu. Darbeden üç gün sonra, henüz adaya götürülmeden, Harp Okulu’nda öldü. “İntihar etti” dendi. 19 Eylül’de Yassıada’dan haber geldi, Zakar Tarver öldü diye. Nasıl öldü peki? “Kalp krizi”nden öldü dendi. Rapor falan yok tabii ortada. O döneme ait kayıt, evrak yok. Olamaz da zaten, her şeyi toplayıp el koydular.
TEDBİRLER KANUNU VARDI.
O dönem herkes sinmiş vaziyette, herkes korkuyor, “Aman başıma birşey gelmesin” diye. Bizim akrabalarımız evimize gelmediler. Dayılar, halalar, teyzeler korkularından bize selam bile vermediler. Çok korkunç bir ortamdı. Zakar Bey’den 11 gün sonra 30 Eylül’de babam Faruk Oktay öldü. Yassıada çok kötü olayların yaşandığı bir cehennem. 27 Mayıs darbesi dendiği zaman herkesin aklına üç infaz gelir, halbuki Yassıada’da on kişi öldü. Yassıada’nın bir komutanı var, Yarbay Tarık Güryay. Nazi esir kampındaki gestapolardan farkı olmayan bir adam. Gazeteci Turan Dilligil o zaman bir kitap yazmıştı Tarık Güryay hakkında, adı ‘Allahsız Gardiyan’dı.
KİM BİLİR NELER YAPTILAR?
İstanbul Sıkıyönetim Komutanı darbecilerle birleşti. Ankara Sıkıyönetim Komutanı bunu yapmayı reddedince canına okudular Yassıada’da. Daha sonra babamın yanında kalan arkadaşlarından öğrendik, Yassıada’da Bizans döneminden kalma zindanlar varmış, bu zindanları kullanmışlar. Biz 2009 yılında adaya gittik. Zindanlar karşılıklı hücreler şeklinde, her hücre iki metreye iki metre genişliğinde. Ayağa kalkamazsınız, yere oturamazsınız. Yerde çamur ve su var.Bu zindanda babamı üç gün tutmuşlar. 16 Haziran 1960’ta Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Üyesi Lütfü Saylan öldü. Onun için de kalp krizi dediler. Kim bilir ne yaptılar adama. Kimse bilmiyor ki o zaman adada ne olup bitttiğini... Adanın etrafı tel örgülerle, askerle, gemilerle çevrili. O zaman hak arama diye bir şey yok. Biri gidip “Ne oluyor?” falan dese onu da tutuklarlar.
İnsan haklarının 27 Mayıs’taki kadar yok sayıldığı bir dönem olmamıştır. 27 Mayıs bir afet. Zaten bütün darbelerin temelinde o var. Çünkü 27 Mayıs çok kolay yapıldı ve yapanlar ceza görmediler. Yüz buldular, sonra darbeler başladı.1961’de Askeri Nizamname’yi kanuna çevirdiler, iç hizmet kanunu yaptılar. Nizamnamenin “Askerin görevi Cumhuriyeti kollamak, korumaktır” şeklindeki 35. maddesini kanunlaştırdılar ve buna dayanarak sürekli darbe yaptılar. 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 27 Nisan haricinde, 15’e yakın darbe teşebbüsü var.
50 KELİMELİK MEKTUPLAR
Tedbirler Kanunu vardı. 27 Mayıs aleyhinde imada bile bulunsanız, DP’yi övseniz beş yıl hapis cezası alıyordunuz. Herkesi susturmayı başardılar. O dönem darbeciler aleyhinde biri bir haber yapsa öldürürlerdi hemen. Alır götürürlerdi, bir daha da haber alamazdınız. Çok zalimdiler. Askere göre Demokrat Partili olmak demek vatan haini olmak demekti. Biz evimizdeki fotoğrafları bile yırttık. Sürekli baskın yaptılar. Celal Bayar’ın bile birçok evrakı kayboldu o dönem. Yassıada’ya yazılan mektuplar en fazla 50 kelimelik olabiliyordu, daha fazlasına izin yoktu. “Nasılsın, iyi misin, kazağa ihtiyacın var mı?”  sadece bu kadar yazabiliyorduk.
CENAZEYİ VERİRKEN DALGA GEÇTİLER
Babam tutuklandıktan dört ay sonra, 30 Eylül’de bir telefon geldi, annem açtı. “Kocanız öldü, cesedini Kasımpaşa Deniz Hastanesi morguna gönderdik, oradan alın” demişler. Bu kadar! Ne oldu, nasıl öldü, bir bilgi veren, açıklama yapan yok. Ağabeyim cenazeyi almak için hastaneye gitti. Hastanede iki subay gelmiş yanına, ilgili bir şekilde yaklaşmışlar. Ağabeyim “Faruk Oktay’ın cenazesini alacağım” demiş. “Hangi Faruk?” diye sormuş subaylar. Faruk adında bir subay ölmüş o günlerde, o zannediyorlar. Yassıada’da ölen Faruk Oktay olduğunu öğrenince dalga geçerek gidiyorlar. Cenazeyi ağabeyime iki er teslim ediyor.
Babamın göğsünde kocaman bir yara varmış. Yassıada’da kalan İstanbul Eski Valisi Ethem Yetkiner, “Hamama gittik, Faruk Oktay’ın vücudundaki yaraları görünce şaşkına döndük” diyor. Dövmüşler babamı. O dönem 28 Nisan olayları vardı. Öğrencileri sokağa döktüler. Öğrenciler her yana saldırdı. Sonra yüzlerce öğrenci öldü diye dedikodular çıkardılar. Güya öğrencilerin ölülerini kuyulara atmışlar, Et ve Balık Kurumu’nun buzluklarına atmışlar, kıyma makinalarından geçirip Konya asfaltının altına saklamışlar! Buna çocuklar bile güler fakat o zaman aydın geçinen insanlar inanıyorlardı.
SAHTE HÜRRİYET ŞEHİTLERİ
Babama adadaki sorgusunda “Ölüler nerde?” diye soruyorlar. Babam da “Hangi ölüler?” diyor. 28 Nisan’da Beyazıt’ta çıkan olaylarda sadece iki kişi ölmüş. Biri, tank üstünde slogan atan Nedim Özpolat; tank hareket edince, tankın altında kalarak ölüyor. Diğeri de Turan Emeksiz; nereden geldiği belli olmayan bir kurşunla hayatını kaybediyor. Kurşun sekmiş, belli, çünkü Emeksiz’in vücudundan çıkan kurşun eğri. Yani kaza sonucu ölmüş. Sonra adını bir vapura verdiler Emeksiz’in.
Babama diyorlar ki, “Celal Bayar, Adnan Menderes sana ateş et emri verdi, öğrenciler öldü. Nerede ölüleri?” Babam, “Nerede bu öğrencilerin aileleri? Ölü falan yok. Bize kimse ateş emri vermedi, biz de ateş etmedik” diye cevap veriyor. Darbeden sonra ‘hürriyet şehidi’ diye beş kişiye daha merasim yaptılar. Onlar kim biliyor musunuz? Biri, darbeci subaylardan, Radyoevi’nin önünde, darbe yapılırken ölen İhsan Kalmaz. Onun adını da bir vapura verdiler. Bir başka ‘hürriyet şehidi’ de yanına çocuğunu almış, darbe oldu diye sevinirken askerler ateş ediyor, çocuğu ölüyor. Demokrat Partililer öldürmüş gibi tören yapıyorlar. Babama yöneltilen suçlama bu. “Söyle, ölüler nerde?” diyerek dövüyorlar babamı. Zaten ilaçlarını da vermemişlerdi. Babamı kaybetmemiz böyle oldu.
AĞABEYİM ÜZÜNTÜDEN VEREM OLDU
Babam öldükten sonra annem hayata küstü, hep yas tuttu. Sadece bizim için, çocukları için yaşadı. Ağabeyim Ömer, üzüntüden verem oldu. Bir gün bembeyaz oldu, baktık kan kusuyor. Ertesi gün doktora gittik, üçüncü dereceden verem olmuş. Bir sene yatmak zorunda kaldı. Annem çok ilgilendi, o kurtardı ağabeyimin hayatını. Ben psikolojik travma geçirdim. Yan binadaki CHP’liler babam hapiste diye alay ettiler benimle. Ben de çocuğum, susmadım; ‘Babamın bir suçu yok’ deyince beni dövdüler. (EE) - ((Bu yazı ve söyleşi Agos'un 10 Haziran 2011 tarihli sayısında yayımlanmıştır.))
***
NOT:1,
27 Mayıs 1960 "Hürriyet ve Anayasa Bayramı" Utancı, Aleni Düşmanlık, Kirli Tahrik “Hakkaniyet, Adalet, Hukuk ve Demokrasiye Karşı İşlenmiş ve Fakat Hesabı Sorulmamış Ağır Bir İnsanlık Suçu’nun Tarihi Yüzkarası"; 12 Eylül, Milli Direnişi ve Meşru Refleksi; Hukuki Müdahalesi Tarafından "Şerefle, Tam Bir Onur ve Sorumlulukla" Kaldırıldı
NOT:2,
Yaman bir çelişki, müthiş bir ironi! Bütün 27 Mayıs'çılar 12 Eylül karşıtı. Çünkü 27 Mayıs bedhahların kalkışması; 12 Eylül ise, hukuki ve ahlâki emir-kademe zincirine uygun olarak yapılan vatana ihanet, terör ve tedhişe karşı milli refleks, yasal direniş ve meşru müdahaledir.
NOT:3,
Yaşayan Demokrat Partililerin yıllardır sürdürdüğü “27 Mayıs kalkışma, dış güdümlü başkaldırı ve isyan hareketi; Hak, Adalet ve Hukuk dışı (gayrimeşru) tasallut ve cinayet cuntası Yargılansın” ve “Türkiye Cumhuriyeti bir öz eleştiri; Bütün hükümetleri sorgulama; hesaplaşma ve yüzleşme Kurultayı yapsın” istemi hiçbir iktidar tarafından önemsenmemiş ve ciddiye alınmamıştır. Oysa bu, tarihi, hayati ve zorunlu bir gerekliliktir.  

27 Mayıs 2017 Cumartesi

Adı: Demokrat Parti, Amacı: Tarihi hasım, 27 Mayısçı CHP ile yakınlaşmak mı?

CHP,
(Cumhuriyet Halk Partisi) 
Demokrat Parti
yakınlaşması
EMİN VAROL
26-05-2017, 12:59

16 Nisan referandumunun üzerinden 40 gün geçti. "Evet" bloğunda henüz ziyaretler başlamadı.
AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, referandumda "Evet" için çalışan MHP ve BBP Genel Başkanlarını ziyaret ederek " teşekkür edecek mi?" bilemiyoruz.
Ancak, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bu konuda hayli mesafe aldı. Kılıçdaroğlu, yüzde 49'luk bloğu diri tutabilmek için, "Hayır" için çalışan siyasi partilerin genel merkezlerini ziyarete, Erdoğan'ın, "siyaset okulu" olan Saadet Partisi'nden başladı.
Ardından, Rahmetli Turgut Özal'ın yaptırdığı görkemli Genel Merkez binasını kullanan Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal'la bir araya geldi.
Ancak, Merkez Sağ'daki bu önemli buluşmadan önce CHP Genel Merkezi'nin, yine merkez sağdan bir ziyaretçisi vardı. DYP Genel Başkanı Çetin Özaçıkgöz, sürpriz bir şekilde
Kemal Kılıçdaroğlu'ndan randevu isteyerek görüşmeye geldi. Kısa süren görüşmede 2019'a yönelik dilek ve temenniler ele alındı.
Baş başa yemek…

Kemal Kılıçdaroğlu ile Gültekin Uysal arasındaki görüşme ilk değildi. Aşağıda anlatacağım nedenlerle son da olmayacaktı.
CHP içindeki, eski DYP'lilerin aracılığıyla 16 Nisan referandumundan önce de Kılıçdaroğlu ile Uysal, Göksu Restoranda baş başa bir akşam yemeği yedi. Bu yemekte, ikinci adamlar yoktu. İki liderin birbirlerini daha yakından tanımalarına fırsat tanıdılar. Hem referandum stratejilerini görüştüler, hem de geleceği, seçimler yılı olan 2019'u konuştular.
Kılıçdaroğlu yemekten olumlu izlenimlerle ayrıldı. Hatta DP Genel Başkanı Gültekin Uysal için, "Bravo. Bu genç yaşta kendini çok iyi yetiştirmiş" dedi.
Kılıçdaroğlu: "Hayır oyları yükseliyor"
Bu yemekten sonra CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Demokrat Parti Genel Merkezi'ne daha rahat gitti. Çünkü, artık DP lideri Gültekin Uysal'ı daha yakından tanıyordu.
Kemal bey yanına Haluk Koç ve Kenan Nuhut'u, Gültekin Uysal da Muhammed Kelleci ve Muhtar Mahramlı'yı almışdı. Liderlerin dışındaki görüşmeye katılan dört isim, toplantıdan sonra kurulan "Ortak Hayır Çalışma Grubu"nun üyeleri oldu.
Kılıçdaroğlu: "Hayır oyları yükseliyor"
Nezaket sözcüklerinden sonra CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ile yaptığı görüşmeden bazı bölümleri aktardı. Ve Temel beyin de "Hayır" bloğunu diri tutmak istediğini iletti.
16 Nisan referandumunda "Hayır" oylarının yüzde 50'nin üzerinde olduğuna inandığını söyleyen Kılıçdaroğlu'na DP Lideri Uysal, "aslında yüzde 52'nin de üzerinde diye düşünüyorum Ancak bir takım ayak oyunları yaşadık" diye karşılık verdi.
Kılıçdaroğlu, 16 Nisan'dan sonra, ekonomi ve dış politikadaki tutarsızlıklar nedeniyle "Hayır" oylarının "inanılmaz bir şekilde yükseldiğini" söyledi. Ardından da "sık sık bir araya gelelim. Bu işin muhasebesini yapmamız lazım. Hayır oylarını sürekli gündemde tutalım" diye temennisini ekledi.
Kılıçdaroğlu: "Sağ-Sol diye birşey kalmadı"
Rahmetli Turgut Özal'ın makam odasında gerçekleşen görüşmede, 1950'lerin Demokrat Parti'si ile başlayan ve Adalet Partisi-Anavatan Partisi-Doğru Yol Partisi ile devam edem merkez sağ hareketin tarihçesi de gündeme geldi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Rahmetli Celal Bayar ve Adnan Menderes'in de birer CHP üyesi olduklarını hatırlatarak, Demokrat Parti'nin aslında CHP'nin içinden çıkmış bir hareket olduğunu anlattı.
Ardından merkez sağın önemli isimlerini saymaya başladı. Celal Bayar, Adnan Menderes, Süleyman Demirel'in isimlerini sayan Kılıçdaroğlu'na, salondakiler Turgut Özal'ı da hatırlattı.
"Demokrat Parti ile o kadar fazla ortak noktamız var ki" diye konuşmasına devam eden CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, "Herşeyi aynı düşünüyoruz, yok birbirimizden farkımız" dedi. CHP Lideri, sözlerini şöyle tamamlıyor:
"1996'dan itibaren sağ-sol diye bir kavram da kalmadı zaten"
Kılıçdaroğlu: " Henüz adayımız yok. Her parti ayrı aday çıkarmalı. İkinci turda bu işi bitiririz.
Sohbetin bir bölümünde DP Genel Başkanı Gültekin Uysal, CHP içinde Deniz Baykal'la tartışma konusu olan bir soru sordu. Uysal'ın, " 2019 için bir Cumhurbaşkanı adayınız var mı?" sorusuna CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu "şu anda yok" diye cevap verdi.
Kılıçdaroğlu, her partinin ayrı ayrı aday çıkarması gerektiğini belirtti ve "birinci turda Erdoğan seçilemeyecek, ikinci turda biz birleşerek işi bitiririz." diyerek yeni bir iddiayı dillendirdi.
Kılıçdaroğlu: "Anayasa taslağı hazırlıyoruz"
Özel Kalem Müdürü Hasan'ın ikram ettiği çay ve kahveler içildikten sonra, sohbet daha da koyulaştı.
Kılıçdaroğlu, yeni bir Anayasa çalışması yaptıklarını anlatmaya başladı. 2019'u işaret ederek, "zaman daralıyor" diyen CHP Lideri, DP dahil, Hayır'ı destekleyen siyasi partileri, sivil toplum kuruluşlarını bu Anayasa taslağına katkı vermeye çağırdı.
Kılıçdaroğlu: "Erken Seçim pek ihtimal dahilinde değil"
Konu, erken seçime geldiğinde iki liderin farklı düşündükleri ortaya çıktı. DP Genel Başkanı Gültekin Uysal'ın erken seçimin sürpriz olmayacağı şeklindeki ifadesine
Kılıçdaroğlu, "ben doğrusu erken seçimi çok ihtimal dahilinde görmüyorum" diye karşılık verdi.
Görüşme 1,5 saat sürdü, İki parti arasında, " ortak hayır çalışma grubu" kuruldu. İki lider, daha sık görüşme kararı aldı.
CHP ile Merkez Sağ birlikteliği 2019 Milletvekili Genel Seçimlerinde de sürecek gibi görünüyor.
Ama nasıl olacağını, yaşayarak göreceğiz.

24 Nisan 2017 Pazartesi

DUYURU, BİLGİLENDİRME VE ÇAĞRILAR (02) 24 Nisan 2017 - Pazartesi

Bir 
SİYASİ PARTİ 
Ancak; 
Bir SİYASİ PARTİ Ancak;
Namuslu, dürüst, DEMOKRAT, onurlu, soylu (asil) ve sorumlu İNSANLAR tarafından kurulur, kurumlaştırılır ve "tam bir eşitlik, adalet, MUTLAK parti içi demokrasi ve faziletle" yürütülürse kitle partisi olur. Gerisi (gayrisi) siyaset hane, şirket ve ticarethanedir. Bize: Din tüccarı, Siyaset simsarı ve Misyon taciri menfurlardan müteşekkil organize suç örgütleri ile Politik-ACI şirketleri, emanetçi, vesayetçi, hıyanetçi mukallitler değil: 
Halis ve hakiki; "GERÇEK DEMOKRAT PARTİ" gerek. 
Görüş ve düşüncelerinizi lütfen: " gercek.demokrat@hotmail.com " adresine iletiniz. Selâm, sağlık ve başarı dileklerimizle... 24 Nisan 2017 – Pazartesi (duyuru ve bilgi: 2)

19 Nisan 2017 Çarşamba

GAFLET Mİ!.. CEHALET Mİ?.. YOKSA: "TARİHİ VE KADİM DP'YE REDDİYE Mİ?"

MENDERES'İN YAKASINA YAPIŞANLARIN BAŞINDAKİ LİDER!
Menderes'in Avukatı Talât ASAL: "555K (5. ayın 5. günü saat 5'de Kızılay da yapılacak eylemde buluşalım) parolası ile vaki yasa dışı nümayiş de, menfur eylemde" Şehid Baş Vekil ve Demokrat Parti Genel Başkanı Adnan MENDERES'in yakasına yapışanların başında (Resimde Gültekin Uysal'ın yanında görülen, CHP Antalya Milletvekili) Deniz Baykal vardı!... Güncel Demokrat Partinin Başkanı, "bütün Demokratların bildiği" bu tarihi hakikati bilmiyor muydu? Yoksa, "tarihi bir hasımla" bilerek mi bir araya geldi? Acaba bu buluşma ile verilmek istenen mesaj neydi!..   
Talat Asal, merhum Adnan Menderes'in yakasına yapışan göstericilerin başında CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın olduğunu iddia etti. 
ÇOK İNKÂR 
EDİLDİ LÂKİN!..
Kanal A'da gazeteci Ömer Şahin'in "Görüş Farkı" programına katılan Merhum Başvekil Adnan Menderes'in Avukatı Talat Asal, "O zaman öyle söylendi. Ben de öyle biliyorum. Fakat Baykal hep bunu reddetti. Yakaya yapışmayı reddediyor da 'orada bulunmadım' demiyor. Nümayişçiler içinde ve nümayişçilerin başında. Ha yakasına yapışmış, ha yapışmamış. Yakısına yapışılmasına tesir edilen heyetin içinde. Niye inkar ediyor anlamadım ben?" diye konuştu.
MENDERES'E YAPILAN APO'YA YAPILMADI
Menderes'e yapılanların 30 bin kişinin katili Apo'ya yapılmadığını vurgulayan Asal, "Yassıada, İmralı'dan son derece ağır şartlar altında idi. Düşünebiliyor musunuz İmralı'daki mahkumun (Apo) yakınları daima görüşebiliyor. Avukatı olarak ben Otel'de yer bulamadım. Berrin Hanımefendi (eşi) ve Aydın Beyefendi (oğlu) her türlü çabaya rağmen bir kez görüşebildiler." şeklinde konuştu.
DARBECİLERİN YASAKLADIĞI ŞARKI
İnsan hakları, adalet, hukuk ve ahlâk dışı bir kalkışma, özünde isyan olan; 27 Mayıs darbesinin komik yasaklarını da ilk kez anlatan Talat Asal, şunları söyledi:" Her şey yasaktı. Benim Beyoğlu'nda yürümem yasaktı mesela. TRT'ye tayin edilen bir Albay "Ada sahillerinde bekliyorum" şarkısının çalınıp söylenmesini men etmiş. Ada, Yassıada'yı çağrıştırıyor diye."
MENDERES'İN ATININ YEDİĞİ OTUN PARASI İSTENDİ
Talat Asal, 27 Mayıs darbesi sonrası kurulan mahkemede Afgan Kralı'nın Menderes'e hediye ettiği atın yediği otun parasının bile istendiğini söyledi. 27 Mayıs'ta hak ve hukukun katledildiğini vurgulayan Asal, "Allah bu milleti her türlü darbe ve müdahaleden korusun." ifadesini kullandı.
***
(CİHAN) 29.05.2009 00:21 HABER VAKTİM
http://www.habervaktim.com/haber/73612/menderesin-yakasina-yapisanlarin-basindaki-lider.html

14 Şubat 2017 Salı

DEMOKRAT PARTİ 12.OLAĞAN BÜYÜK KONGRE DUYURUSU HAKKINDADIR

DEMOKRAT PARTİ 
12. OLAĞAN BÜYÜK KONGRESİ;
26 ŞUBAT 2017 PAZAR GÜNÜ SAAT:10.00’DA
Nazım Hikmet (Ran, Werzansky)  KONGRE VE KÜLTÜR MERKEZİNDE (MEHMET AKİF ERSOY MAHALLESİ BAĞDAT CADDESİ NO:50 YENİMAHALLE/ANKARA) ADRESİNDE AŞAĞIDAKİ GÜNDEMLE YAPILACAKTIR
Çoğunluk sağlanamadığı takdirde 05 Mart 2017 Pazar günü aynı yerde, aynı saatte aynı gündemle kongre gerçekleştirilecektir.

DEMOKRAT PARTİ
12. OLAĞAN BÜYÜK KONGRESİ GÜNDEMİ

01- Yoklama ve açılış,
02- Kongre Divan Başkanlığı seçimi (1 Başkan 2 Başkan Yardımcısı, 4 Kâtip Üye)
03- Atatürk ve şehitlerimiz için saygı duruşu, İstiklal Marşı,
04- Anıtkabir ziyaret heyetinin tespiti,
05- Komisyonların teşkili;

a) Tüzük değişiklikleri Komisyonu
b) Ülke Meseleleri Komisyonu,
c) Hesap ve Bütçe Komisyonu
d) İtiraz ve şikâyetleri inceleme Komisyonu
e) Dilek ve teklifleri inceleme Komisyonu

06- Genel İdare Kurulu, Merkez Karar Kurulu, faaliyet raporları ve gelir gider hesap raporu ile hesap ve bütçe komisyonu raporlarının okunması, müzakeresi ve ibrası,
07- Tüzük değişiklikleri komisyonu raporlarının okunması, görüşülmesi ve karara bağlanması,
08- Seçimlere Hazırlık

a) Sandık Kurulu Üyelerinin seçimi,
b) Genel Başkan Adaylarının; Adaylık dilekçelerini (Tüzüğümüzün 44. Maddesine uygun olarak)  ve oy pusulalarının en geç saat:12.00’a kadar Kongre Divan Başkanlığına verilmesi

09- Genel Başkan Sayın Gültekin UYSAL’ın gündemle ilgili sunuşları,
10- Genel Başkan adaylarının açıklanması ve adayların konuşmaları,
11- Genel Başkan seçimi ve sonucunun açıklanması,
12- Diğer komisyon raporlarının okunması ve karara bağlanması,
13- Genel İdare Kurulu 40 Asıl ve 20 yedek üyeleri, Merkez Karar Kurulu 70 Asıl ve 20 yedek üyeleri, Yüksek Haysiyet Divanı 21 Asıl ve 5 yedek üyelerine ait blok listelerin Divan Başkanlığına teslimi ile seçimlerinin yapılması ve sonucun açıklanması,
14- Dilek ve temenniler,
15- Kapanış.  

Tarihi ve Kadim "GERÇEK" Demokrat Parti'nin AMBLEMİ, Anlamı, Manâ ve Misyonu, Emelleri ve Değerlerine Sahip Çıkamayan Hiç Kimse "Bu ad ve nam altında" Genel Başkanlık Yapamaz. Sadece, emanete hıyanet etmiş olur!..

TRUVA ATI İLE BİLUMUM UZANTI VE BAĞLANTILARINI DEMOKRAT PARTİ'DEN 'KESİN OLARAK' ATMAYA VE;
"YETER!.. SÖZ MİLLETİNDİR" 
DEMEYE VAR MISINIZ?..

26 Ocak 2017 Perşembe

YÜKSEK SEÇİM KURULU BU GÜN AÇIKLADI; RESMİ GAZETE YAZDI: "DP., DEMOKRAT PARTİ'NİN SEÇİMLERE KATILMA HAKKI YOK!..."

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Açıkladı: "SEÇİMLERE KATILMA HAKKI BULUNAN SADECE 9 PARTİ VAR" Geriye Kalan 89 Partinin Seçimlere Katılma Hakkı Yok!..

YSK, SEÇİMLERE KATILABİLECEK PARTİLERİ BELİRLEDİ 
Yüksek Seçim Kurulu (YSK), 2017 Yılı içinde yapılması muhtemel milletvekili, belediye başkanlığı, belediye meclisi ve il genel meclisi üyelikleri seçimlerine katılabilme yeterliliğine sahip olan siyasi partileri açıkladı.
Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yer alan Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararına göre: 98 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun'un 14. maddesinin 11. bendi ile 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 20. ve 36. maddelerine göre 1 Ocak'tan en az 6 ay öncesi itibarıyla illerin en az yarısında teşkilat kurdukları ve büyük kongrelerini yaptıkları saptanan 9 partinin seçimlere katılma yeterliliği bulunduğu kaydedildi.
YSK KARARINA GÖRE BU PARTİLER ŞÖYLE:
1. Adalet ve Kalkınma Partisi,
2. Bağımsız Türkiye Partisi,
3. Büyük Birlik Partisi,
4. Cumhuriyet Halk Partisi,
5. Halkların Demokrasi Partisi,
6. Hür Dava Partisi,
7. Milliyetçi Hareket Partisi,
8. Saadet Partisi (ve) 
9. Vatan Partisi.
Kaynak: (iha) - İhlas Haber Ajansı & Editör: Yeni Ufuk, 26 Ocak 2017 Tarihli Resmi Gazete

23 Ocak 2017 Pazartesi

Demokrat Parti ismi altında birleşen "ANAP ve DYP" tarafından, parti genel merkezi olarak kullanılan (1988'de Turgut Özal tarafından yaptırılan) bina icradan satılacak.


Özal'ın Anavatanı İcradan Satılık!

Özal ın Anavatanı İcradan Satılık!
DEMOKRAT Parti’nin genel merkez binası icradan satılacak. 13 bin 500 metrekare üzerine kurulu petek kubbeli bina için belirlenen bedel 154 milyon lira. 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın Haziran 1988’de yaptırdığı bina, Türkiye siyasetine yön verilen ender yapılardan biri olarak anılıyor.
23.1.2017 - 11:44

Ankara 25. İcra Müdürlüğü’nün mezat salonu önümüzdeki günlerde ilginç bir ihaleye ev sahipliği yapacak. İhalede satışı yapılacak gayrimenkul,Özalın yaptırdığı o bina icradan satılıyor
Türkiye’nin köklü siyasi geçmişe sahip partilerinden biri olan Demokrat Parti’nin (DP) Balgat’ta bulunan genel merkez binası.
Hürriyet'ten Deniz Gökçe'nin haberine göre İcra ihalesine konu süreç ise 6 yıl öncesine dayanıyor. Genel merkez binasının da bulunduğu DP Turgut Özal Kampüsü arsasının bir bölümü üzerine, 31 katlı iş yeri ve rezidans yapımı kararlaştırıldı. Proje için, Doğuş Çay’ın sahiplerine ait DGS Doğuş Grup Tur. İnş. Taahhüt A.Ş ile 2011’de sözleşme imzalandı. Şirket, parti yönetimine 16 milyon TL ödeme yaptı ve işe başladı.
SÖZLEŞME FESHEDİLDİ
Hafriyat aşamasında parti yönetimi değişti. Yeni yönetim, DSG İnşaat ile yapılan sözleşmenin partinin aleyhine olduğunu savundu ve sözleşmenin feshi ile sonrası konu yargıya taşındı. DSG İnşaat’ın avukatları Hacı Mehmet Demirezen ve Murat Keçeciler 2012’de, DP’ye karşı Ankara 21. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açtı. Tazminat talepli davayı şirket kazandı. Çıkan bu karar, geçtiğimiz yıl başında İstanbul 5. İcra Müdürlüğünde icraya konuldu.
DEĞERİ 154 MİLYON TL
Yapılan icra takiplerinin toplam tutarı 39 milyon TL olarak kayıtlara girdi. İcra dosyasında bina ve üzerinde bulunduğu değerli arsa için kıymet taktiri yaptırıldı. DP avukatları tarafından belirlenen bedele itiraz edildi. Binanın değerine ilişkin taraflar arasındaki anlaşmazlığa son noktayı Ankara 3. İcra Hukuk Mahkemesi koydu. Mahkeme, anılan gayrimenkulün değerinin 154 milyon 335 bin 167 TL olduğuna hükmetti.
İLK İHALE MART BAŞINDA
Bu karar sonrası bina için satış kararı talep edildi. Talebi değerlendiren Ankara 25. İcra Dairesi geçtiğimiz 18 Ocak günü satış kararı verdi. DP Genel Merkezi olarak kullanılan bina ve üzerinde bulunduğu binasının da üzerinde bulunduğu 13 bin 564 metrekarelik arsa da çok sayıda ağaç da bulunuyor. İlk ihale 8 Mart günü yapılacak. İlk ihalede alıcı çıkmaması durumunda ihale 5 Nisan günü yenilecek. İcra ihaleleri, belirlenen bedelin yüzde 50’si üzerinden yapılıyor.
Özalın yaptırdığı o bina icradan satılıyor
29 yıl önce yapılan bina, Türkiye siyasetine yön verilen ender yapılardan biri konumunda.
TURGUT ÖZAL YAPTIRDI
Kayıtlara göre petek kubbeli bina 17 Haziran 1988’de inşa edildi. 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın, ANAP Genel Başkanlığı döneminde parti genel merkezi olarak yaptırıldı. ANAP’ın, Kasım 1987’deki seçim zaferinden 15 ay sonra yaptırılan bina, ANAP’a, ikinci en yüksek oyu aldığı Ekim 1991’deki seçimlere de ev sahipliği yaptı.
DP’NİN GENEL MERKEZİ OLDU
29 yıllık bina, Anavatan Partisi ile Doğru Yol Partisi'nin, Demokrat Parti ismi altında 2009’da birleşmesi sonrası, son 6 yıldır DP Genel Merkez binası olarak kullanılıyor. DP, 1 Kasım 2015'deki genel seçimde 0,14 oranında oy almıştı. 7 Ocak 1946'da kurulan DP, Türkiye siyasi tarihinin önemli kilometre taşlarından birini oluşturuyor. hürriyet // 
23.1.2017 - 11:44

12 Aralık 2016 Pazartesi

BİR BU EKSİKTİ!.. "Bilecik'te aralarında D.P. (Demokrat Parti) İl Başkanı SEZAİ BALTA'nın da bulunduğu 7 kişi "Adli Kontrol Şartıyla" serbest bırakıldı."

09 Aralık 2016 - 20:03

Bilecik'te Aralarında DP İl Başkanı Sezai BALTA'nın da Bulunduğu 7 Kişi Serbest

IHA
Bilecik’te, Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve Paralel Devlet Yapılanması (PDY) mensuplarına yönelik yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan ve aralarında Demokrat PartiBilecik İl Başkanının da bulunduğu 7 kişi serbest bırakıldı.
FETÖ/PDY soruşturması kapsamında Bilecik’te 5, ilçelerinde ise 2 olmak üzere toplam 7 kişi gözaltına alınmıştı. Bilecik İl Emniyet Müdürlüğü’nde sorgusu biten şüpheliler Sabaherken saatlerinde adli makamlara sevk edildi. Savcılıkta ifade veren şüpheliler, tutuklanma talebi ile mahkemeye sevk edildi. Akşam saatlerine kadar süren mahkeme sonucu, aralarında Demokrat Parti Bilecik İl Başkanı Sezai Balta’nın da bulunduğu S.B., R.K., Ö.S., G.C., M.G., A.M. ve L.M. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

7 Kasım 2016 Pazartesi

DP (Sokağın Sesi) T-Tercüman & MİLLİYET; 05 Kasım 2017 ve 07 Kasım 2016

Demokrat Parti''ninTarih05 Kasım 2016, 18:03Editör: Editör SOKAĞIN SESİ

Demokrat Parti''nin

Demokrat Partinin (DP) 120 milyon lira değer biçilen arsası ise ilgili nihai kararın önümüzdeki ay verilmesi bekleniyor.

DP GENEL MERKEZ RESİMLERİ ile ilgili görsel sonucu
Balgat'ta genel merkez binasının da bulunduğu DP Turgut Özal Kampüsü arsasının bir bölümü, partinin borçlarının ödenebilmesi için eski genel başkanlardan Namık Kemal Zeybek döneminde ihaleye çıkarılmış, toplam 500 konutluk rezidans ve iş yeri yapımı için bir inşaat firmasıyla sözleşme imzalanmış, partiye 16 milyon lira ödeme yapılmıştı.
Hafriyat aşamasında DP yönetimi değişmiş ve yeni yönetim arsanın çok daha değerli olduğunu savunarak mahkemeye başvurmuştu.
İki ayrı bilirkişi, arsanın değerinin 120 milyon lira olduğuna hükmetti. Ancak genel merkez yönetimi arsanın değerinin daha fazla olduğu iddiasıyla kıymet takdirine itiraz etti ve bir kez daha konuyu mahkemeye götürdü. Mahkeme yeni bir bilirkişi atayarak davayı 27 Aralık'a erteledi. Parti yetkilileri, söz konusu tarihte yapılacak duruşmada nihai kararın çıkmasını 
beklediklerini ifade etti.
 "İmar değişikliği geciktirdi"
DP Genel Sekreteri Ertan Küçükay, AA muhabirine yaptığı açıklamada, DGS şirketi ile birçok kez görüştüklerini belirterek, "Her iki taraf da konunun sulhla çözülmesi noktasında irade ortaya koydu." dedi.
Küçükay, şunları kaydetti:
"Partimizin tasarrufunda bulunan bir kısım mülk için değer tespiti istendi. Vekillerimiz mahkemeler nezdinde gerekli itirazları yapmış, yeni bilirkişi heyetlerinin oluşturulmasını talep etmiş ve bu talep uygun görülmüştür.
Ayrıca muhataplarımızla anlaşmazlıkların giderilmesi ve edimlerimizi yerine getirmemiz için çeşitli girişimlerimiz mevcuttur.
DP GENEL MERKEZ RESİMLERİ ile ilgili görsel sonucu
Konunun gecikmesinin sebebi, Ankara Büyükşehir Belediyesinin imar değişiklikleri yapmasıdır. Bölge idare mahkemelerinden 2 kez iptal kararı çıkmasına karşın belediyenin uygulamada direnmesi ve bir yeni karar daha alması işi uzattı."
 "İhaleye çıkarız"
Firma avukatlarından Hacı Mehmet Demirezen ise DP yönetiminin itirazının ardından şirketin de yaptığı ödemeye ilişkin itirazda bulunduğunu ve mahkeme tarafından hükmedi?len 24 mi?lyon lira alacağın, fai?z, yargılama gi?derleri? ve harçlarla bi?rli?kte 40 milyon liraya yaklaştığını ileri sürdü.
Demirezen, "Arazi satılsa ve bütün alacaklılar parasını alsa herkes mutlu olacak ama Genel Merkez yönetimi, arazisinin 120 milyon liradan fazla ettiğini savunuyor. 27 Aralık'taki davada mahkeme, arazinin değeri?ni?n 120 milyon lira ettiğine son kez karar veri?rse bu karar kesin olacak, biz de bu bedel üzeri?nden arazi?yi? satmak ve paramızı almak üzere ihaleye çıkabileceği?z." ifadelerini kullandı.
Şirket avukatlarından Murat Keçeciler de DP'nin şirketlerine, Hazineye ve eski çalışanlarına ödemesi gereken bir borcu bulunduğunu söyledi. Keçeciler, mahkeme kararının ardından, arsa ile ilgili nasıl bir süreç izleneceği konusunun netleşeceğini bildirdi.
 Yüzde 12,5'lik payına karşılık 16 milyon lira
Anlaşmazlığa konu olan sözleşme 2011'de imzalandı. Anavatan Partisi ile Doğru Yol Partisinin, Demokrat Parti ismi altında birleşmesinin ardından hayata geçirilen proje kapsamında, genel merkez binasının bulunduğu arsanın bir bölümü, 31 katlı iş merkezi ve rezidans için yapımı için, gelirin yüzde 50-50 paylaşımı şartıyla, söz konusu inşaat firmasına devredildi. Parti yönetimi, biriken borçlarını ödemek için yüzde 12,5'lik payına karşılık firmadan 16 milyon lira aldı.
DP GENEL MERKEZ RESİMLERİ ile ilgili görsel sonucu
Yeni yönetim, projenin yüzde 62,5'inin inşaat firmasına, yüzde 37,5'inin partiye kalmasına ilişkin sözleşmenin parti aleyhine olduğuna karar vererek sözleşmeyi feshetti. İnşaat şirketi de verdiği 16 milyon lira ile masraflarının iadesi için mahkemeye başvurdu. Arsayla ilgili hukuki süreç devam ediyor.
http://www.milliyet.com.tr/dp-nin-arsa-krizinde-sona-dogru-siyaset-2339872/

30 Eylül 2016 Cuma

DP'DE SON TANGO!... "YENİ ASYA" Gazetesi Bu Gün Açıkladı: "Gültekin UYSAL, Meral AKŞENER'le anlaştığı iddialarını kesin olarak reddetti ve yalanladı!..."

DP LİDERİ (!) GÜLTEKİN UYSAL, "MERAL AKŞENER'LE ANLAŞTIĞI" İDDİALARINI YALANLADI
[YENİ ASYA - 30 Eylül 2016, Cuma 11:41 - Haber Merkezi]
DP Genel Başkanı Uysal, Meral Akşener ile anlaştığı iddialarını yalanladı.
Basında MHP'den ihraç edilen Meral Akşener'in Demokrat Parti Genel Başkanı Uysal ile anlaştığı, DP'nin Milliyetçi Demokrat Parti olarak adının değiştirileceği ve Akşener'in de genel başkan olacağı yazılmıştı. Gazeteci Çağlar Cilara'nın KRT'deki programında DP lideri Uysal bu iddiaları yalanladı.
Uysal, Akşener ile anlaştığı şeklindeki iddialara, "Tek kelime ile safsatadan ibaret. Hiç kimseyle ne bir görüşmemiz var ne böyle bir talebimiz var" cevabını verdi.
BİR DE YORUM VAR...
CESUR ADAM
30.09.2016 12:56:22
Sn.UYSAL size kardeş tavsiyem;Rahmetli DEMİREL 1980 öncesi KOMÜNİSTLERE ÜLKEYE TESLİM ETMEMEK için ETEKLERİMİZDEKİ TAŞLARI DÖKTÜK diyerek siyasette küskünlük olmayacağını ve tüm insanımız şu an DİN İSTİSMARCISI,İSRAİL DOSTU AKP ye karşı birlik,dirlik olmaya davet et.AKP nin verdiği din ve millete zararı DÜŞMAN VEREMEZ.KEMALİZMİN DOSTU OLAN AKP istismarcıları dini yozlaştırmak için gömlek üzerine gömlek değiştirmedeler. Sizler HAK-HUKUK-ADALET ve GERÇEK KALKINMA milletin BİRLİĞİ-DİRLİĞİ İÇİN GÜÇLERİNİZİ BİRLEŞTİRİNİZ.

18 Mayıs 2016 Çarşamba

14 Mayıs "DEMOKRASİ BAYRAMI" Cumhuriyet tarihinin en büyük halk hareketi ve "BEYAZ İHTİLÂL"in, 66. sene-i devriyesinde, güncel DP'den üzücü manzaralar!...

Tarihi ve kadim DEMOKRAT PARTİ yönünden çok büyük bir önem ve değeri haiz; Türkiye Cumhuriyetinin en büyük HALK HAREKETİ; Diğer bir deyişle BEYAZ İHTİLÂL'in 66. yıl dönümünde: "mevcut ve mer-i bileşke, büyük sentez" mesabesindeki Güncel Demokrat Parti Genel Merkezinde cereyan eden olaylar "ÖZETLE" ve kısaca şöylece yaşandı: (Olduğu gibi veriyor ve yorumsuz olarak naklediyorum)
1. 14 Mayıs 2016 Cumartesi günü saat: 12'de başlayacağı ilân edilen toplantı; Tarihi ve kadim Demokrat Parti geleneği ve geleceğe özenle taşınması gereken ilkeleri uyarında "tam dakikasında başlatılması gerekirken", Genel Başkan Gültekin UYSAL'ın Genel Merkez binasında ve makamında olmasına rağmen etkinlik, tam 30 dakika süre ile geç açıldı.
2. Demokratlar Kulübü Başkanı Enver TURGUT; Günün anlamı, önemi, saat 14.00'de başlayacağı ilân edilen İl Başkanları Toplantısı, Sayın Genel Başkan'ın "olası kısa, öz ve özne, Halk Hareketi ve Demokrasi Bayramı odaklı tebrik hitabı", Doç Dr. Mehmet ÖZDEMİR'in sunuşları ve toplantı bitiminde Genel Merkez binasında yapılması duyurulan "Demokratlar Kulübü Toplantısı" ile adet olduğu üzere: "Katılanlara söz verilmesi ve Demokrasi Bayramının davetlilere söz hakkı verilerek gerçek bir şölen havası içinde tamamlanması" için konuşmasını hürmeten kısa tuttu.
3. Enver TURGUT'dan sonra kürsüye gelen Sayın Genel Başkan "14 Mayıs, Demokrasi, Adalet, Hakkaniyet, Eşitlik, Hukuk ve günümüzde bu kavramların nasıl katledildiğine, Demokrat Parti istismarının hangi boyutlara vardığının, haksızlık ve yolsuzluk kalkışmalarının durum ve derecesini" anlatması beklenen uzun konuşmasında; Daha ziyade güncele ve hamasete dayalı; Tarihi ve Kadim, yani hakiki ve gerçek Demokrat Parti (DP) ambleminin "Yeter!.. Söz Milletindir. Anlamına gelen baş parmağı açık sağ elin iç görüntüsü" olduğu halde:, Konuşmasında "Mevcut Parti ambleminin, Peygamberi Miraca çıkaran at" olduğunu tarif, tahrif ve tavsif edecek, alenen ve 14 Mayıs günü söyleyecek kadar, Demokrat Partilileri fevkalâde üzen, rencide eden ve derinden yaralayan, vakti zamanında en fanatik Demirel'cilerin bile kullanmaya cür'et edemedikleri çok çılgın, aykırı ve din istismarı ihsaslı çok garip bir ifadeyi dile getirdi.
4. Doç Dr. Mehmet ÖZDEMİR'in konuşması, hacim, kapsam, amaç, manâ ve muhteva olarak; Günün anlam, önem ve değeriyle örtüşen yegâne sunuş idi. Bir de, arada bir "Demokrat Parti-Sİ" demese, daha çok takdir ve teveccühe mazhar olacaktı. Lâkin bu çok değerli sunuş yapılırken dışarıda çay ve pasta ikramı başlatıldı ve salonun en az üçte ikisi toplantıyı terk etti.
5. Çok büyük bir arzuyla beklenmesine ve tarihi gelenek olmasına rağmen, Doç. Dr. Mehmet ÖZDEMİR'in sunuşundan sonra kimseye söz verilmedi. Böylece partili, partinin bayramına katılmadı ve lisanen dahi 14 Mayıs'a fikren katılamadı, her hangi bir katkıda bulunamadı. Bu ne büyük bir ayıp, ihmal, unutkanlık veya saygısızlıktır!..
6. Çağrılı toplantı bittikten sonra, Sayın Genel Sekreterin makamında "çağrılı ve programlı" Demokratlar Kulübü Toplantısı; Zemin katta "Taban Hareketi" namıyla gelen partililerin gürültülü kavgası ve aynı zamanda üst katlarda İl Başkanları toplantısı başladı.
DEMOKRASİ BAYRAMINI GÖLGELEYEN "VAHİM VE MENFUR" SALDIRI
7. Bu sırada, kırk yıl düşünülse kimsenin aklına, hayaline gelemeyecek, çok müessif ve bütün unsurlarıyla suç teşkil eden, keza ertesi gün en çok konuşulup, twitter ve facebook sayfalarında yankılanan; Açıkçası "bir büyük ayıp olarak güne damgasını vuran" bir saldırı ve darp olayı yaşandı. Sonradan genel başkan yardımcısı görevi ile kaim olduğunu hayretle öğrendiğimiz "Nihat Onbaşıoğlu" adlı bir şahıs, Demokratlar Kulübü Resmi ve Çağrılı, Gündemli Toplantısının ifa ve icra edildiği: Genel Sekreterlik Makamına, yanında üç-beş kişi bulunduğu halde "izinsiz ve destursuz, tam bir saldırı vaziyetinde" daldı. Hazirun'un gözü önünde makama girerek; Oturumun saygın davetlisi; En kıdemli dava ve misyon mensuplarından, 70'li yılların Gençlik Önderlerinden AP Gençlik Kolları Genel Başkanı saygıdeğer NACI AKIN'a darp, alenen saldırı ve sinkaf girişiminde bulundu.
8. İşte, 14 Mayıs 2016; Cumhuriyetin en büyük halk hareketi ve en muhteşem Demokrasi Zaferi'nin güncel Demokrat Parti çatısı altındaki "üzücü ve düşündürücü, yürek burkan, vicdanları sızlatan" acı görüntüsü. Bizden yorum yok. Çok üzgünüz. Buyursun sevgili ve değerli, en hakiki "Demokrat Partililer" yorumlasın.