29 Mart 2016 Salı

DP Taban Hareketi, "Demokratlar Platformu" adı altında düzenlenen 4. toplantı Samsun’da yapıldı.

DEMOKRAT HAREKET SAMSUNDA COŞTU

(Naci AKIN & Sezer SEZER, Servet AKKOYUN: Samsun Özel)
Demokrat Parti Taban Hareketi, Demokratlar Platformu adı altında düzenlediği toplantıların dördüncüsünü Samsun’da gerçekleştirdi. Fuar içi Derya düğün salonunda düzenlenen toplantıya yaklaşık 700 dolayında partili ve partili olmayan demokratlar katıldı. Toplantıda hareketin öncülerinden komisyon başkanı Kocaeli eski milletvekili Halil İbrahim Artvinli, eski AP Gençlik Kolları Genel Başkanı Naci Akın, DP Bursa eski il başkanı Ahmet Yıldırım’ın yanı sıra DYP Genel Başkan Yardımcısı Nihat Alpaslan, Samsundaki bazı sendika ve derneklerin başkanları da hazır bulundular. DP teşkilatları da toplantıya büyük ilgi gösterdiler. Samsun ve ilçelerinden çok sayıda DP teşkilat mensupları, Bursa, Yalova, Kocaeli, Adapazarı, Çorum, Amasya, Tokat, Kastamonu, Sinop, Rize, Trabzon, Ordu, Giresun teşkilat mensupları, eski, il, ilçe ve belediye başkanları ile Samsun halkından da çok sayıda katılım oldu.
Saygı duruşu ve istiklal marşı ardından divan başkanı Halil İbrahim Artvinli’nin konuşmasıyla devam eden toplantıda çok sayıda katılımcı söz alarak görüşlerini dile getirdiler. Konuşmacılar özellikle DP tabanının dimdik ayakta olduğunu ancak basiretsiz yöneticiler sayesinde halktan umduğu desteği göremediklerinden söz ederek halkın benimseyebileceği bir liderin görevi devralmasıyla merkez sağın yeniden iktidar adayı olacağına vurgu yaptılar.
TOPLANTI İZİNSİZ Mİ İDİ POLEMİĞİ!.. 
Öğle saatlerinde kumanya dağıtımı sırasında toplantıya kısa bir süre ara verildi. Bu esnada kendisinin DP Samsun il yönetim kurulu üyesi olduğunu söyleyen Muhammet  Gül isminde biri salona girerek toplantının izinsiz olduğu iddiasıyla toplantıyı sabote etmek istedi. Bağırarak hakaretler eden bu şahıs resmi izinli toplantının güvenliği için salonda bulunan emniyet kuvvetleri tarafından salondan dışarı çıkarıldı. Tartışmalar salon dışında da devam etti bu arada DP MKK üyesi olduğu ileri sürülen kişi ve birkaç kendini bilmez daha salon dışındaki DP bayraklarını indirmeye kalkıştılar. Ancak toplantıya katılan Samsunlular ve polislerin araya girmesiyle şahıslar olay yerinden uzaklaştırıldılar. Bu baskın katılımcılar arasında infiale sebep oldu. Toplantıda bulunan Samsun merkez ilkadım ilçe başkanı Hakan Şenocak konuşmasıyla Samsunlular adına düzenleyiciler ve katılımcılardan özür dileyerek ortalığı sakinleştirdi. 
Kadim "AP Gençlik Kolları Genel Başkanı" Naci Akın
Olayın hemen ardından söz alan eski AP Gençlik Kolları Genel Başkanı Naci Akın da yatıştırıcı konuşmasında darbe günlerinde dahi toplantılarının basılmadığını, izlendiklerini, fişlendiklerini, konuşmaların kayıt altına alındığını ancak toplantılarının dağıtılmak istenmediğini söyledi. Bu toplantıların DP’ye karşı olmadığını aksine DP’yi tabandan gelen hareketle güçlendirmeye yönelik olduğunu ifade eden Akın bundan DP yönetimi değil asıl iktidar korkmalıdır mesajını verdi. AP-DYP-DP çizgisinin hiçbir dönemde baskı ve şiddetten yana olmadığını söyleyen Akın, ne 80 öncesinde ne de sonrasındaki baskı dönemlerinde provokasyonlara gelmediklerini, tabanın ve milletin üstün iradesi dışında başka hiçbir güç tanımadıklarını ve bu tür hareketlerin kendilerini asla yıldıramayacağını belirtti.
AKP iktidarından yılmış halk kitlelerinin çıkış yolu
Naci Akın konuşmasında ülkenin dört bir yanında AKP iktidarından yılmış halk kitlelerinin çıkış yolu aradığını ve kurtuluşu merkez sağda gördüğünü de söyleyen akın merkez sağ için aranan liderin profilini de çizdi. Akın’a göre merkez sağı iktidara taşıyacak liderin özellikleri şöyle olmalıydı:
Toplumu ayrıştıran değil bütünleştiren bir milliyetçilik 
Toplumu ayrıştıran değil bütünleştiren bir milliyetçilik anlayışına sahip olmalı, ideolojik, etnik, dini ve mezhepsel farklılıklara bakmadan bu bayrağa, bu millete, bu devlete sadakatle bağlı olan 76 milyon insanı topyekun kucaklamalıdır.
Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne inanmış, cumhuriyetin değerleriyle milletin değerlerini buluşturan, devleti milleti ile barıştıran, barışçı ve hoşgörülü bir yaklaşım içinde olmalıdır.
Anadolu çocuğu olmalıdır, halkın içinden gelmelidir, halkın derdini, çilesini bilen olmalıdır.
Devlet umuru görmüş, devleti yönetebilme becerisine sahip, kalkınmacı, hamleci, yenilikçi, dış politikadan, ekonomiye, sosyal sorunlara kadar her alanda ülkeyi ileriye taşıyacak bilgi, donanım ve öngörüye sahip olmalıdır.
Temel hak ve hürriyetlere, insan haklarına, demokrasiye, din ve vicdan özgürlüğüne saygılı
Temel hak ve hürriyetlere, insan haklarına, demokrasiye, din ve vicdan özgürlüğüne saygılı, hukukun üstünlüğüne, bağımsız yargıya, kuvvetler ayrılığı ilkelerine tavizsiz bağlı, hür düşünceye önem veren demokrat bir anlayışa sahip olmalıdır.
Kitleleri peşinden sürükleyebilecek, rüzgarı estirebilecek, halkla kucaklaşmasını bilen, aynı dili konuşabilen, halkın kendisini benimsemesini sağlayabilecek karizmaya, belagate ve liderlik vasıflarına sahip olmalıdır.
Kibirden, şatafattan uzak, değerini hissettirmesini bilen ancak alçak gönüllülüğünü koruyabilen, ayrım gözetmeden her kesim ve statüden insanlarla gönül iletişimi kurabilen kişiliğe sahip olmalıdır.
Ağzı dualı, alnı secde görmüş olmalıdır.
Naci Akın bu nitelikleri sıraladıktan sonra, “biz genel başkan aramıyoruz, genel başkan bu salondan da çıkabilir DP teşkilatlarının her hangi bir kademesinden de yüzlercesi çıkabilir. Biz ülkeyi yönetmeye talip olacak, merkez sağı iktidara taşıyacak, yeniden Büyük Türkiye’nin inşası için harç karacak, yeniden Türkiye’yi komşularıyla dost, dışarıda itibarı olan, bölgesinde lider ülke konumuna sokacak, halkı huzurlu, mutlu, özgür ve refah içinde olan bir ülkeye kavuşturacak lider arıyoruz. Bu vasıflara sahip lider ancak bir elin parmakları kadardır ama vardır. İktidarın da muhalefetin de beceriksiz kadrolarını alaşağı edebilecek bu lider vardır ve gönlü de vardır. Allah’ın izniyle en kısa zamanda bu lideri sizlerin ve ülkenin huzuruna çıkaracağız” sözleriyle konuşmasını tamamladı. Naci Akın’ın ayakta alkışlanan coşkulu konuşması ardından toplantıya katılanlar bu profildeki kişiyi tahmin için fikir yürütmeye başladılar. Bizim de var bir tahminimiz ama izninizle onu bir başka sefere paylaşalım. Yapılan diğer konuşmaların ardından toplantı başladığı gibi coşkulu bir şekilde sona erdi.
[HABER: SERVET AKKOYUN 25 Mart 2016]
Yeni Parti Mi Kuruluyor? NACİ AKIN
‘Demokratlar Platformu’ adı altında başlayan hareket yeni bir siyasi partimi kuruluyor sorusunu akıllara getirdi. Platform üyeleri, Türkiye genelinde yaptığı toplantıların dördüncüsünü yarın Samsun’da gerçekleştirecek  ‘Demokratlar Platformu’ adı altında başlayan hareket yeni bir siyasi partimi kuruluyor sorusunu akıllara getirdi. Platform üyeleri, Türkiye genelinde yaptığı toplantıların dördüncüsünü yarın Samsun’da gerçekleştirecek Samsun’da yarın toplanacak olan hareketin çıkış noktasını anlatan eski Adalet Partisi Gençlik Kolları Genel Başkanı Naci Akın, kurulan ‘Demokratlar Platformu Hareketi’nin günden güne güçlendiğini belirtti. Akın, “Kurulan platform, merkez sağa gönül vermiş insanların bir araya geldiği bir platform. İlk toplantı Kocaeli’nde başladı ardından Sakarya ve Yalova’da toplantılar düzenlendi. Bu toplantıların 4. de Samsun’da yarın yapılacak. Fuariçi Derya Düğün Salonu’nda yapılacak olan toplantıya Samsun’dan Karadeniz’den ve Türkiye’nin dört bir yanından bu harekete gönül vermiş insanlar katılacak” dedi.
MUHALEFET BECERİKSİZ
Hareketin gerekçesini hem iktidarın zafiyeti hem de muhalefetin beceriksizliği olarak değerlendiren Akın, “AK Parti iktidarının yanlışları çığ gibi büyürken Türkiye’yi ise çıkmaza sokmakta. İktidarın yanlışlarının anlatması gereken muhalefet ise maalesef beceriksiz bir şekilde davranmakta. Mevcut tabloya baktığımızda 10 defa dahi seçim yapılsa iktidar değişikliği olmaz. Merkez sağda bir birleşim olursa iktidarda değişim olacağı görüşündeyiz. Bu yola çıkarken eski Adalet Partisi’nin Gençlik Kollarında görev yapmış isimler kıvılcım yaktı. Şimdi ise değişik siyasi partiden isimler de bu harekete destek veriyor. Bazı isimler ofis toplantıları gerçekleştirirken bazı isimler ise düzenlediğimiz salon toplantılarında yanımızda olarak bizlere destek veriyor” diye belirtti.
YARIN 
(27 MART 2017 - PAZAR GÜNÜ) SAMSUN’DA OLACAKLAR...
Samsun’da yapılacak toplantının hareketin geleceğine ışık tutacağını kaydeden Akın, bir sonraki toplantının Ankara’da siyasi parti kurma toplantısı olabileceğini söyledi. 
Naci Akın, “Platforma aktif siyasetin içerisinde yer almayanların yanı sıra şu an AK Parti, CHP ve MHP’de milletvekilliği görevini yürüten bazı isimler de destek veriyor. Yarın Samsun’da yapılacak toplantının ardından hareketin önü açılacak. Samsun’un ardından Isparta ve Manisa’da da toplantı yapmayı planlıyoruz. Bu toplantıların sonuncusunu ise Ankara’da yaparak hareketin önünü açarak aktif siyasettin içerisinde yer alması sağlanacak” diye konuştu.
MHP’Yİ BEKLİYORUZ
MHP (Milliyetçi Hareket Partisi)’nin mahkeme kararını da beklediklerini ifade eden Akın, “MHP’nin olağan üstü kongre taleplerinden dolayı mahkemelik olmasının da hareketin üzerinde etkisi olduğunu belirten Akın, 8 Nisan günü görülecek olan MHP davasında çıkacak olan sonuçta bu hareket için önemlidir.  Eski Bakan ve TBMM Başkan Yardımcısı Meral Akşener şuan MHP içerisinde Genel Başkan adayı olarak bir yola çıktı. Bu yolun sonunda neler yaşanacağı bilinmez. AK Parti’de aktif siyaseti bırakmış sabık Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve TBMM eski başkanı, Manisa Parlamenteri Bülent Arınç ise şu an için bizim hareketimiz içerisinde yer almıyor. Onların ve bizim misyonumuzda da bir benzerlik yok” şeklinde konuştu. Akın, yeni oluşumun siyasi yapılanmasının (DP) Demokrat Parti’nin içinde veya haricinde olabileceğini de sözlerine ekledi.
Sezer SEZER

9 Mart 2016 Çarşamba

Milat gazetesinde yer alan habere partimiz tarafından yayınlanan tekzip metnidir.


Milat gazetesinde Enes Babacan imzalı habere partimiz tarafından yayınlanan tekzip metnidir.
9 Mart 2016 Çarşamba
 T  E  K  Z  İ  P
Bugün, Milat Gazetesi’nde Enes Babacan imzalı “Boydak Holding’ten DP’ye 12 milyonluk ‘kıyak’!” başlığı ile verilen metinde partimizin, yakın zamanda 12 milyon liralık mobilya alımı yaptığı, yapılan alımın bedelinin, Boydak Holding tarafından karşılandığı gibi tevil götürmez bir zırvalık iddia ediliyor diyerek yayın yapılmıştır.

Hem partimizi hem de Boydak Holding’i hedef alan bu iftira metninde, partimizin Gülen Cemaati ile ilişkisi olduğu ve bu bedelin, Boydak Holding tarafından, partimiz kanalı ile cemaate “himmet” olarak ödenmiş olabileceği ima edilmiş, külli iftira içeren metin daha da çirkin bir hal almıştır.

Partimiz, Anavatan Partisi ile birleşmesinden sonra, 8. Cumhurbaşkanımız merhum Turgut Özal’ın yaptırdığı Konya yolu üzerinde bulunan, Balgat, Dr. Sadık Ahmet Caddesi’ndeki binada, genel merkez faaliyetlerini yürütmeye başlamıştır. Burada kullanılan mobilyalar parti birleşiminde hali hazırda var olan mobilyalardır.

Genel Başkanımız Sayın Gültekin Uysal Mayıs 2012 tarihinde genel başkan seçilmiştir. Bu tarihten önce veya sonra partimize bahsi geçen bedellerin karşılığı olacak bir mobilya alımı gerçekleşmemiştir.

İftira metninde Sayın Genel Başkanımız Gültekin Uysal’ın “anayasa değişikliğine ihtiyaç yoktur” dediği iddiasında bulunulmuştur. Partimiz, metinde de hatırlatıldığı gibi darağacına bir başvekil uğurlamış, dahası 1960 ertesinde de darbe ve muhtıralardan en ciddi şekilde yara almıştır. Anlayışımız gereği “sivil anayasa” vurgusu başta Sayın Genel Başkanımız olmak üzere parti mercilerinin tüm açıklamalarında var olan bir inançtır. Ve fakat iktidarın Türkiye'nin önceliklerinden daha ziyade “kuvvetler uyumu” denilerek bir kişinin ihtiyaçları üzerinden giriştiği yeni anayasa yapma teşebbüsü, demokrasi ve adalet inancımız gereği karşı çıkmaktan gurur duyacağımız bir ilkedir.

Partimizin mevzu bahis yapılan grup ve holding ile ilişkisi hukuksuzluk ve mağduriyetlere karşı çıkmaktan öteye geçmemektedir. Bugüne kadar, Sayın Cumhurbaşkanı’nın ve ailesinin, birçok siyasinin karşılaştığı haksızlıklarda da benzer tavır gösterilmiştir. Bu açıdan düşünüldüğünde Sayın Cumhurbaşkanı ile de bir ilişkimiz söz konusudur.

Demokrat Parti, 70 yıldır hürriyeti, adaleti ve demokrasiyi, insan hakları ve onurunu nazara almıştır. Dolayısıyla partimizin yegâne ilişkisi bu yüce değerlerledir.

Demokrat Parti inandığı değerler uğruna 1946’dan bu yana korkmadan ve yılmadan mücadele eden kadroları barındırmaktadır. Hürriyet, adalet ve demokrasi inancımız gereği, yalnız ülkemiz içinde değil, dünyanın herhangi bir noktasında zulme maruz kalan herkesin, her kişi ve kuruluşun yanında olmayı etik değerlerimiz için elzem görmekteyiz. Yalnız bugün değil dün olduğu gibi yarın da, milli menfaatlerin önüne kendi menfaatlerini gören anlayışa karşı, bu anlayışın zulmüne karşı yaşamaya, konuşmaya, var olmaya devam edeceğiz.

Haber diyemeyeceğimiz bu metin, yeni bir cephe açmak, muhalif olan her sesi susturmak, karalama kampanyasını büyütmek için “deli saçması” iddialardan mürekkep bir metindir. Bugüne kadar hayır duası almış Demokrat Parti ailesini, 70 yıldır onuru ile her türlü baskıya karşı ayakta kalmayı başarmış bir siyasi geleneği hedef alan bu iftirayı yayınlayanları kınıyor, iddialarının ispatı için kendilerine hodri meydan diyoruz.

“ispat edemezlerse” demeye gerek dahi duymadan müfteri olduklarını beyan ediyoruz. 08.03.2016

DP Genel Başkanı GÜLTEKİN UYSAL ve/veya Genel Merkez Yetkili; Sorumluları: Bu Haberi "Ya, derhal TEKZİP etmeli veya mukni bir AÇIKLAMA" yapmalıdırlar!..

BOYDAK HOLDİNG’TEN DP’YE 12 MİLYONLUK ‘KIYAK’!
Boydak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hacı Boydak ve holding CEO'su Memduh Boydak’ın gözaltına alınmadan birkaç gün önce Demokrat Parti’ye ait 12 Milyon TL’lik ofis mobilyası borcunu ödediği iddia edildi. Bu iddia DP ile Boydaklar arasında “kara para aklama işlemi mi yapılıyordu?” sorusunu akıllara getirdi. (ENES BABACAN / İSTANBUL)
GÜLEN’İN, DEMOKRAT PARTİ’YLE PARALEL ÇALIŞMA İSTEĞİ
Hükümet’in başarılı hamleleri karşısında bitme noktasına gelen Fethullahçı Terör Örgütü’nün ABD’de bulunan lideri Gülen’in son olarak Demokrat Parti’yle paralel çalışmak istediği iddia edildi. Gülen’in bu yöndeki kanaatleri sonrası Demokrat Parti’nin12 Milyon TL değerinde ofis mobilyası aldığı ve faturanın Boydak Holding tarafından ödendiği iddia edildi. Söz konusu ödemenin Paralel Yapı ‘kara para aklama’ soruşturmasında tutuklanan Boydak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hacı Boydak ve holding CEO'su Memduh Boydak’ın gözaltına alınmadan birkaç gün önce yapıldığı belirtildi. Boydaklar’ın DP üzerinden “kara para aklaması mı yaptığı yoksa himmet mi?” yaptığı ise merak konusu oldu.
Boydak Holding ve Demokrat Parti’den 12 Milyon TL’lik ofis mobilyası iddiasına hiçbir yalanlamanın gelmemesi ise ilginç bulundu.
FETÖ’NÜN SÖZCÜSÜ GENEL BAŞKAN
Son dönemde hükümetin her yaptığına muhalefet olma karşılığında kendilerine medyada yer verilebileceği zannına kapılan tabela partilerinden birisi de Demokrat Parti’si oldu. Güntekin Uysal’ın genel başkanı olduğu DP, kurucu genel başkanı askeri rejim tarafından idam edilmiş olmasına rağmen askeri vesayetin yaptığı anayasa değişikliği konusunda “Hiçbir şekilde anayasa değişikliğine hacet yoktur” deme komikliğine düşmüştü.  Devletin başı sayılan Cumhurbaşkanı’na yönelik kin ve nefret söylemlerinde paralel yapıya yönelik devletin operasyonlarına paralel şekilde doz aşımı yaşayan DP Lideri Uysal, Artvin Cerattepe’deki gezi benzeri olaylar sonrası Erdoğan’ın ‘yavru gezici’ benzetmesini paralel medyaya değerlendirirken %52 ile seçilmiş Cumhurbaşkanı’na “yavru darbeci” deme densizliğini de göstermişti. Son olarak Zaman Gazetesi’ne kayyum atanmasından sonra Uysal, “Kuldan utanmayı bırak, Allah'tan da korkmuyorlar” diyerek operasyonu yürüten savcılar, adli kolluk görevlilerine ve hükümet görevlilerine FETÖ’yü savunmak uğruna hakaret etmeyi bile göze aldı. (Milat; 08.03.2016)

24 Şubat 2016 Çarşamba

DEMOKRAT PARTİ, KIBRIS VE ARİF NİHAT ASYA & Doç Dr Mehmet ÖZDEMİR

DEMOKRAT PARTİ,
KIBRIS VE ARİF NİHAT ASYA
Doç Dr Mehmet ÖZDEMİR (*)
Doç Dr Mehmet ÖZDEMİR
Demokrat Parti’nin kuruluşunun 70. yılını övünçle ve hasretle kutluyoruz...
Demokrat Parti döneminin “eski Türkiye’sinin” özlemi ile kutluyoruz…
Demokrat Parti Türk insanına, Türk ülkesine, Büyük Türkiye ülküsüne hizmeti en büyük görev bilmişti.
Demokrat Parti’nin ideali Atatürk’ün “Yüksel Türk! Benim için yüksekliğin sonu yoktur!” emriydi.
Demokrat Parti’nin hedefi; Atatürk’ün “Türk Milleti âtinin yüksek medeniyet ufkunda bir güneş gibi doğacaktır!” işaretiydi.
Demokrat Parti bu idealler, emirler, hedefler doğrultusunda yılmadan, usanmadan çalıştı.
Demokrat Parti dışta da Türkiye’yi dünyanın en itibarlı ülkelerinden birisi haline getirdi.
Demokrat Parti, bütün dünya ülkelerinin Türkiye’ye saygı duyacakları bir dış politikanın kurucusu olmuştu.
Demokrat Parti, uyguladığı dış politikayla Türkiye’yi demokratik ülkeler arasında en prestijli konuma getirdi.
Demokrat Parti’nin dış politikasın özeti YALNIZLIKTAN SAYGINLIĞA'dır.
Demokrat Parti dış politikadaki başarılarını 19 Şubat 1959’da imzalanan anlaşmalar ile Kıbrıs konusunda taçlandırdı. Zürih ve Londra antlaşmaları olarak bilinen bu anlaşma ile Türkiye 1699 Karlofça Antlaşması’ndan 260 yıl sonra ilk kez Avrupa devletleriyle kendi lehine bir anlaşma imzalıyordu.
Türk Ordusu bu anlaşma ile Ada’ya çıktı.
Demokratlar Kulübü eski başkanlarından rahmetli Bursa Milletvekilimiz Özer Kenan Yılmaz bu olayı şöyle anlatıyor: “Kıbrıs Garanti Anlaşması’nın 4.Maddesi’nin tanıdığı imkan ile Kıbrıs’a çıkan birliklerimiz, Beş Parmak Dağları’na bayrağımızı dikerlerken, Kıbrıslılar gökyüzünde üç beyaz bulutun belirdiğini, bu bulutların Celal BAYAR, Adnan MENDERES ve Fatin Rüştü ZORLU’ya benzediğini söylemişlerdir.”
Daha sonra gelen 27 Mayıs İhtilali ise Zürih ve Londra Anlaşmalarının bütün kazanımlarını ortadan kaldırarak, Kıbrıs’ı neredeyse Rum’a teslim edecekti.
Değerli dava arkadaşlarım;
Demokrat Parti’nin Kıbrıs Milli Mücadele tarihi içinde yaptıkları hizmetler ayrı bir destanın sayfalarıdır. Bu sayfalar arasında diplomatik zaferler gibi bilinenlerin yanında, Türk Mukavemet Teşkilatı’nın kuruluşu gibi nispeten az bilinenleri de vardır. Fakat bir de hiç bilinmeyenleri vardır. Bu, Demokrat Parti’nin Kıbrıs’ta bilinçli nesiller yetiştirmek için özellikle eğitim alanında götürdüğü hizmetlerdir.
Kıbrıs Türklerinin vermiş oldukları eğitim mücadelesinin tarihi bir buçuk asra yaklaşmaktadır. Ada’nın İngiliz egemenliğine geçmesiyle birlikte Kıbrıs’ta kalan Türkler, Türklüklerini koruyabilmek için dinlerine, dillerine ve okullarına sarıldılar. Böylelikle aralarındaki birlik ve beraberliği de koruyabilmişlerdir. Bu nedenle başlangıçta İngilizlerin yakıştırdığı “Müslüman Cemaat” nitelemesine fazla aldırmadılar. Ancak daha sonraları bu kimlikte anılmak yerine “Türk” olarak adlandırılmak için büyük savaş verdiler.
Kıbrıs Milli Mücadele tarihinde öğretmenlerin çok ayrı bir yeri vardır. Bu konuda çok önemli bir araştırma yapan ve kitabına “Batmayan Eğitim Güneşlerimiz” adını koyan Ali Nesim şöyle diyor: “…Kıbrıs Türkü’nün varolma savaşımı, önce eğitim alanında başlamıştır. Öğretmenlerimizin her biri batmayan bir güneş olarak toplumumuzu sürekli aydınlatmış, okullarımızın her biri bir kale olarak direnmiş… hep direnmiştir…”
İşte bu eğitim mücadelesinin de en büyük mimarı Demokrat Parti olmuştur.
Demokrat Parti 1950 yılında iktidara geldikten sonra, Kıbrıslı Türkleri temsilen Doç. Dr. Derviş MANİZADE ve Avukat Nevzat KARAGİL, hükümet yetkililerini ziyaret etmişlerdir. Bu görüşmeler çok olumlu sonuçlar vermiştir:
1-Kıbrıs’taki Türk okullarında, başta lise olmak üzere, her düzeyde eğitim kadrosunun Türkiye’deki öğretmenlerle takviyesi.
2-Türkiye’ye bağlı ve parasal giderleri Türkiye tarafından karşılanacak okullar ve lisenin açılması.
3-Mümkün olduğunca fazla Kıbrıslı Türk gencine Türkiye’de öğretim imkanı tanınması.
Bu kararlaştırılan üç husus da fazlasıyla yerine getirilmiştir.
Hikmet İLAYDIN’ın Eğitim Müşaviri olarak Kıbrıs’a gönderilmesi sağlandı.
Orhan DENGİZ, Ahmet SEVİNÇ, Hasan ACAR, Vahide Baha PARS, Prof. Dr. Faik Reşit UNAT Başkanlığında beş kişilik profesörler heyeti ile Prof. Dr. Hasan EREN, Aziz BERKER (Kütüphaneler), İsmet PARMAKSIZOĞLU (Kütüphaneler), Mehmet ÖNER (Müzeler), Fuat BAYMUR (Türk Dili Uzmanı), Hüsamettin ERTAN (Türk Dili), Fevzi SELEN gibi isimler Kıbrıs’a gidiyorlardı.
Bu arada liselerin yanında kolejler, ticaret liseleri, yapı ve meslek enstitüleri, gündüz ve akşam kız sanat okulları açılıyordu.
Çok önemli bir hizmet olarak da Kıbrıslı lise mezunlarına Türkiye üniversitelerinde tahsil imkânı sağlanıyordu. 1959 yılında 160 kişiye yüksekokul kontenjanı sağlanmıştı. Bunların dağılımı; Gazi Eğitim Enstitüsü’nde 40, Üniversitelerde 70, Harp Okulu’nda 30, Kız Teknik’te10, Konservatuarda10 kişi şeklindeydi.
Bu kontenjanlar daha sonra daha da artırılacaktır. Ada’da çok yüksek oranda idareci Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden mezun olmuştur.
Denktaş’tan sonra 2. Cumhurbaşkanı; Dr. Derviş EROĞLU İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Mehmet Ali TALAT ODTÜ, Mustafa AKINCI ODTÜ mezunudur.
Öğretmenler Türk Mukavemet Teşkilatı’nda da çok yoğun bir şekilde görev yapmışlardır.
Okullar arttıkça, Türkiye’den tayin edilen öğretmen sayısı da giderek artmıştır. 19659-1960 ders yılında Kıbrıs’ta muhtelif Türk okullarına 83 yeni öğretmenin tayini yapılmıştır.
Bunların içinde Celal Bayar Lisesi’ne tayin edilenlerin arasında Arif Nihat ASYA ve eşi Servet ASYA da vardır.
*
Ey mavi göklerin kızıl ve beyaz süsü
Kız kardeşimin gelinliği
Şehidimin son örtüsü
Işıl ışıl
Dalga dalga bayrağım
Senin destanını okudum
Senin destanını yazacağım…
*
Böylece VATAN Şairi Namık Kemal’den sonra Bayrak Şairi Arif Nihat Asya da Kıbrıs’tadır. (Bu arada bir vefa borcunu yerine getirmek için burada bir parantez açacağım. Demokrat Parti ve devamı Adalet Partisi, Doğru Yol Partisi ve ANAP kadroları içerisinde pek çok edebiyatçımız, şairimiz vardır. Bunların 2 tanesi çok önemlidir ve temayüz eder. Birisi sözünü ettiğimiz Arif Nihat Asya’dır. Diğeri ise Hecenin 5 büyük şairinden Faruk Nafiz Çamlıbel’dir. 1898 yılında doğan Çamlıbel, Milli Mücadelenin en heyecanlı ve ateşli günlerini yaşadı. Ve bunları mısralarında ve satırlarında yaşattı. 1946 seçimlerinde Demokrat Parti İstanbul listesinden Milletvekili seçildi. Aralıksız olarak 14 yıl Demokrat Parti milletvekilliği yaptı. Parlamento hayatı 1960 İhtilali ile noktalandı. Yassıada’da 1,5 yıl tutuklu kaldı. Tutukluluk döneminde yazdığı dörtlükleri “Han Duvarları”na nazire olarak “Zindan Duvarları” adıyla 1967 yılında bastırdı.
*
Bilmiyor gülmeyi sakinlerinin binde biri
Bir vatan derdi birikmiş bir avuçluk karada
Kuşu hicran getirir, dalgası hüsran götürür
Mavi bir gözde elem katrasıdır Yassıada…)
*
Arif Nihat Saya, Ankara Gazi Lisesi Edebiyat öğretmeniyken, ararlında eşi ServetAsya’nın da bulunduğu 30 öğretmenle birlikte Kıbrıs’a, Lefkoşa Celal Bayar Lisesi (Sonradan Lefkoşa Erkek Lisesi) gönderilmişti. 24 Kasım 1959’da göreve başladı.
Arif Nihat Asya, Kıbrıs’ta iki yılını bile tamamlayamadı. 27 Mayıs 1960 İhtilali O’nu Kıbrıs’ta buldu.
Demokrat Parti Seyhan (Adana) 9.Dönem (1950-1954) Milletvekili olması, hakkında FERMAN çıkartılması için yeterli bir sebepti. (Arif Nihat Asya ilk kez 1946 yılında milletvekilliğine aday oldu. Siyasi hayatı trajikomik hatıralarla doludur.)
31 Ağustos 1961’de görevine son verilen Asya, vapurla Ada’dan ayrılır.
Arif Nihat Asya Kıbrıs’ı çok sevmişti, Kıbrıslılar da hocayı çok sevmişlerdi.
Arif Nihat Asya’yı 5 Ocak 1975 tarihinde, 71 yaşında kaybettik. “Arif Nihat Asya Kıbrıs’ta” kitabım için yaptığım söyleşilerde kızı Fırat Asya iki anısı üzerinde durmuştu:
“…Ben Türk Ordusu’nun Ada’ya gelişini çok iyi hatırlıyorum. (16 Ağustos 1960) o manzarayı anlatmak mümkün değildir. Bir kere herkes ağlıyordu. Belki de yüz yaşındaki insanlar gözyaşları sel gibi akarak, hüngür hüngür ağlıyorlardı… Kadın, erkek, çoluk çocuk, genç, ihtiyar kendilerini caddelere atmışlardır. Yaşlı nineler Türk askerinin postallarını öpüyorlardı. Mehmetçikler, bu kargaşa, cümbüş içerisinde, insanları ezmemek için gayret gösteriyordu. Uygun adım rap rap yürürlerken teyzelerin, ninelerin üzerinden adeta cambaz gibi atlıyorlardı. Dediğim gibi; istisnasız herkes ağlıyordu. Ama özellikle yaşlılar. Duydukları sevinci anlatmak çok zor… Biz de oradaydık ve hayatımızın en mutlu anlarını yaşıyorduk. Babamın mendili gözlerini silmekten sırılsıklam olmuştu…
Babamı böyle, hatta bundan daha fazla ağlarken, bir kez daha gördüm. Aradan çok fazla zaman geçmedi. Menderes’in asıldığını radyodan öğrendikten sonra hüngür hüngür ağladı. Ben babamı hiç böyle ağlarken görmemiştim…”
İşte Arif Nihat Asya bu şiirini böyle hüngür hüngür ağlarken yazdı:
            *
TANIMAMAK
Türküm müjdeydi ülkeye
Gezdim söyleye söyleye
Bir gün söylemedim diye
Türküm beni tanımadı!

…Hayal değil, hakikattim
Dağ yardım kayalar attım
Elinde küskü, Ferhat’tım
Küsküm beni tanımadı!

…Bendim su eden suyunu
Bendim ay eden ayını
Bendim köy eden köyünü
Köylüm beni tanımadı!

Hırpalanmak ne kelime
Didik didik, lime lime
Götürülürken ölüme
Ölüm beni tanımadı!

            Allah hepsine gani, gani rahmet eylesin....
(*) Doç Dr Mehmet ÖZDEMİR, Demokratlar Kulübü Merkez Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Muhasip; Demokrat Parti (DP) Genel İdare Kurulu Üyesi. Bu metin, 07 Ocak 2016 Perşembe günü, Ankara Sürmeli Otel'de yapılan "DP'NİN 70. KURULUŞ YIL DÖNÜMÜ" konulu Panel’de yapılan konuşma / sunuş metnidir.  

7 Ocak 2016 Perşembe

TARİHİ VE KADİM DEMOKRAT PARTİ 70 YAŞINDA !.. Hayırlı ve kutlu olsun...

MAKÛS BİR TALİHE 
"YETER !.. SÖZ MİLLETİNDİR." 
DİYEREK SON VEREN
TARİHİ VE KADİM DEMOKRAT PARTİ
70 YAŞINDA
HAYIRLI VE KUTLU OLSUN
GERÇEK DEMOKRAT; Mustafa Nevruz SINACI

18 Eylül 2015 Cuma

MERKEZ SAĞ'IN ZEVALİ; "Ahlâksız Teklif" ve DP, Fahrettin ŞANAL (Konya)

 “Ahlâksız Teklif” 
         ve DP!
Fahrettin ŞANAL (*)
22.7.2007 Genel Seçimleri öncesinde 11.6.2007 tarihinde  “Dedemin Demokrat Partisi DP’nin İflası” başlıklı bir yazı yazmışız. Yazımızı “Ama esas üzüldüğüm, ülke zor durumda iken Özal’ın ANAP’ını, Demirel’in DYP’sini kapatıp Menderes’in DP’sinde birleşecekleri vaadiyle ortaya çıkan, ancak kişisel çıkarlarını ülke çıkarlarından önde tuttukları anlaşılan, siyasi beceriksizlerin yüzünden dedemin “Demir Kırat Partisi” DP’nin iflas etmesi, Merkez Sağın yok olması. Sebep olanlara yazıklar olsun.” diyerek bitirmişiz.
Neden böyle bir giriş yaptık? Cumhuriyet gazetesinde çıkan “Ahlaksız Teklif” başlıklı haberi görünce bugün Merkez Sağ üzerine bir yazı yazalım, istedik. Gerçi teklif DP Genel Başkanı tarafından yalanlandı.
Haber şöyleydi;  “AKP, DP’ye borçları karşılığında partiyi satın almayı önerdi. Görüşmelerde anlaşılması durumunda partinin borçları ödenerek yönetimi AKP’nin eline geçecek. Ancak bu alışveriş AKP’nin kendi kasasından DP’nin borçlarını ödemesi yoluyla değil başka formüllerle gerçekleştirilecek. DP’den genel başkan Uysal ile 1 ya da 2 ismin de milletvekili listesine konabileceği belirtiliyor. DP, 7 Haziran seçimlerinde Türkiye genelinde 76 bin oy almıştı. AKP’nin amacının yalnızca bu 76 bin oyu değil aynı zamanda DP ismini de ele geçirmek olduğu kulislerde konuşuluyor.
Partinin elinde malvarlığı olarak, Turgut Özal tarafından yaptırılan Balgat’taki eski ANAP Genel Merkezi bulunuyor.”
Şu işe bakar mısınız Dedemin Demir Kırat Partisi DP ne durumlara düşürüldü!? Aslında ülkenin bunca meselesi var iken DP’yi yazmak sizlere abes gelebilir. Ancak unutmayalım Uzlaşmacı Milliyetçi Muhafazakâr bir Merkez Sağ Partinin Mecliste olmamasının ceremesini millet olarak hepimiz çekmekteyiz.
Merkez Sağ Geleneğe şöyle bir göz atalım mı? Nereden nereye gelmiş, görelim. 1991 Genel Seçimleri Anavatan Partisi (ANAP) % 24.01 Doğru Yol Partisi (DYP) % 27.03 Toplam: %51.04 1995 Genel Seçimleri ANAP % 19.65 DYP % 19.18 Toplam: % 38.83  1999 Genel Seçimleri ANAP % 13.22 DYP %12.01 Toplam: % 25.23 2002 Genel Seçimleri ANAP % 5.12 DYP % 9.54 Toplam: % 14.66
Bu iki parti 27 Mayıs 2007 tarihinde DP adı altında birleşme kararı aldılar. Fakat resmen birleşme ancak 31 Ekim 2009 tarihinde gerçekleşti. Şimdi de DP’nin aldığı seçim sonuçlarına bakalım mı? 2007 % 5.42 (ANAP bu seçime katılmadı) 2011 % 0.65 (Binde 65) 2015 % % 0.16 (Binde 16) 75.733 oy!
Kusurumuza bakmayın bir sürü rakamlar verdik ama başka türlü de Merkez Sağın yok (!) edilişini izah etmek mümkün değildi. Gerçi son seçimlerde DP “Başka bir Türkiye mümkün” sloganıyla yola çıkmıştı. Başarılı olamadığı gibi oylarını 278 Binden 76 Bine düşürdü. Ve de çok ilginçtir Genel Başkanı İSTİFA etmedi!
Düşünebiliyor musunuz Tansu Çiller 2002 seçimlerinde partisi DYP sadece Binde 46 oy eksiğiyle Seçim Barajı altında kaldı diye İSTİFA etmişti. Süleyman Soylu ise DP’nin oyları 2009 Mahalli Seçimlerinde % 3,5 a düştü diye İSTİFA etmişti.
Bütün bu hengâmeye, merkez sağın bu durumlara düşürülmesine rağmen biz DP’nin tabelasının bile % 10 edeceğine inananlardanız. Şimdi diyebilirsiniz, tabelası bile %10 edecek parti niçin (%0.16) binde on altılarda sürünüyor. Bunun ayıbı vatandaşta veya partililerde aranamaz herhalde! Sorumlu Genel Müdürler pardon Genel Başkanlar, değil midir?
Bizim kişilerle bir derdimiz olamaz. Ancak ülke meseleleri söz konusu olunca elbette kişilerin işlediği kusurları görmek zorundayız. Burada da sorgulanması gereken Merkez Sağ Partileri bu duruma düşürenler olmalıdır. Ülkemizin her zamankinden daha çok şimdi yeni bir oluşuma, uzlaşmacı bir Merkez Sağ partiye ihtiyacı var.
Belli ki 1 Kasım Seçim Sonuçları yeni oluşumlara yol açacak. Onun için son olarak Merkez Sağ oylar Milli Meselelere çözüm bulacak “saf” rolü oynamayanlara gidecek gibi görünüyor. 1 Kasımdan sonra Allah Kerim.

16 Eylül 2015 Çarşamba

Hasan POLATLAN ile Fatin Rüştü ZORLU "haksız ve adaletsiz, nâhak yere" ALÇAKÇA VE HUNHARCA İdam Edildiler, 16 Eylül 1961

Yargı muktedirin intikam aracı olursa!..

54 YIL ÖNCE BU GÜN;
Hasan POLATLAN ile Fatin Rüştü ZORLU Alçakça ve Hunharca Canlarına Kıyılarak Şehid Edildiler!...
Yassı Ada Mahkemeleri, bağımsızlığını kaybeden yargının iktidarın elinde nasıl intikam aracı olabileceğinin en acı örneklerindendir. Ancak, ne tarih ne de mazlumlar zalimlerin yakasını bıraktı. Bakan Hasan Polatkan’ın yeğeni, kararların yok sayılıp cinayeti işleyenlerin cezalandırılmasını istiyor.
16-17 Eylül 1961’in üzerinden tam 54 yıl geçti. 
Yeni nesil 27 Mayıs’ı  ve 16 ay geçtikten sonra idam edilen Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ı yakından tanımayabilir. Oysa bir başbakan ve iki bakanın idam sehpasında can vermesi siyasi tarihimizin en acı olaylarından biridir. Yassıada, yargının muktedirlerin elinde nasıl bir kılıç olabileceğinin hazin öyküsüdür. 27 Mayıs, sonraki askerî ve sivil darbeler için bir model. Darbeciler ilk iş olarak anayasayı askıya aldılar ve evrensel hukuk kurallarını çiğneyerek proje mahkemeler kurdular. Darbecilere bağlılığını bildiren hâkim ve savcılar proje mahkemede görevlendirildi. Yargı, devleti ele geçirmiş bir avuç cuntanın elinde kılıçtı artık. İşkencenin bini bir paraydı. Bizans’tan kalma hücrelere kapatıldı yaşlı başlı insanlar. Dövüldüler, hakarete uğradılar! Duruşmalar tam bir komediydi. Menderes ve arkadaşlarının idam edildiği 15-16 Eylül’de (1961) ise zulüm zirveye ulaştı.
Yassıada Mahkemesi’nin kararlarının tartışılması hiç bitmedi. Hukukçular mahkemenin istisnai bir mahkeme olmasına dikkat çekiyor. Eski Adalet Bakanı Prof. Dr. Hikmet Sami Türk, “Kararların adil olduğu düşünülemez.” diyor. Mazlumların yakınları ise hak arama mücadelesini sürdürüyor. İdam edilen Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın yeğeni Hasan Hayri Bilir, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yaptı. Yassıada kararlarının yok sayılmasını, 27 Mayısçıların 12 Eylülcüler gibi yargı önüne çıkartılmasını ve haksız edinimlerine el konmasını istiyor. Peki, 16-17 Eylül’de neler yaşanmıştı?
Yassıada’da 9 ay boyunca 20’ye yakın davada kendini savunmaya çalışan Demokrat Partililer ile ilgili karar 15 Eylül’de açıklandı. Proje mahkeme; Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, Maliye Bakanı Hasan Polatkan, eski TBMM Başkanı Refik Koraltan başta olmak üzere 15 sanık hakkında idam kararı verdi.
15 Eylül Cuma sabahı, Yassı ada vakarlı bir sükûn içinde canlandı. 
Ortalık henüz ışımaya başlarken o güne kadar benzeri hiç duyulmamış bir olayla karşılaşıldı. Büyük bir vecd içinde ezan okuyan tatlı ve gür bir ses, adanın mütevekkil sakinlerini uyandırdı. Adada ramazanda kendi koğuşlarında Kur’an okunmasına bile izin vermeyen ve bunun nöbetçileri etkilemek için başvurulan bir tertip olduğunu iddia eden ada komutanı Tarık Güryay için bu beklenmedik ezan okuma olayı disiplin bozucu ağır bir suçtu şüphesiz. Ama artık çok kritik bir güne gelinmiş, hiçbir endişe ve korku kalmamıştı. Tahsilini El Ezher’de tamamlamış Konya Milletvekili Mustafa Rünyon, bu baskı çemberini kırmış, yanık ve lahuti sesiyle ezan-ı Muhammediyi okumuştu. Heyecan içinde hücrelerinden kalkan Yassıada sakinleri tam bir tevekkül ve teslimiyet içindeydi. Her koğuştaki insanlar birbirleriyle kucaklaşıp helalleşti.
Her şey planlanmıştı. Demokratlar plan gereğince on beşer kişilik gruplara ayrılmış, her grubun teker teker huzura alınıp kararların okunması öngörülmüştü. Bu gruplar birbirini izleyen kuyruk dizisi hâlinde, değişik bir güzergâhtan geçirilerek arka tarafta saf bağlatılmıştı. Ada semalarında uçan jetler, biraz açığa demirleyen gemiler olağanüstü tedbirlerdendi! Uzun bekleyişten sonra gruplar birer birer mahkeme huzuruna alınmaya başladı. İlk grupta Celal Bayar, TBMM Başkanı, yardımcıları ile hükümeti teşkil eden bakanlar yer almıştı. Adnan Menderes ise o sabah ağır bir ilaç komasında bulunduğu için mahkemeye getirilmemişti. Menderes’in idam kararı gıyabında okundu.
Hâkimlerin gözleri yere eğikti!
Mahkeme korkunç bir sessizlik içindeydi. Salim Başol ve arkadaşları ayakta, gözleri yere eğik, yüzleri kasılmıştı. Hiçbiri başını kaldırıp kurbanlarının yüzüne bakamadı. Tribünlerden her zaman yaptıkları gibi ne yuh sesi ne de alaycı ifadeler duyuluyordu. Her grup mahkeme salonuna alınıp kararları yüzlerine karşı okunduktan sonra dışarı çıkarıldı. Ölüme veya müebbede mahkûm edilenler ayrıldı ve bileklerine yeni yaptırılmış kelepçeler vuruldu. Bunlar iskelenin iki yanına yanaşmış hücumbota götürüldü. 15 kişi idama, 43 kişi ise müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı. Mahkûmların göğüslerine birer fotoğrafı ile mahkûmiyet kartı iliştirilmişti. Bunlar önceden hazırlanmıştı. Gemi İmralı’ya doğru yol alırken kelepçeli ellere birer paket yiyecek kumanyası verildi. Sonra bir görevli herkesin mendillerini çıkarmasını istedi. Masa üzerine yayılan mendillere üzerlerinde bulunan saat, çakmak, cüzdan ne varsa konulup düğümlendi. Elleri arkalarına kelepçeli idam mahkûmları iskeleye çıkarılınca her birinin koluna hemen iki gardiyan girdi. Binanın zemin katında içinde yatak ve karyolalar bulunan genişçe bir bölüme alındılar. Herkes bir yatağın üzerine çöktü. Gece yarısına kadar ellerindeki kelepçe çözülmedi. Yataklara yattılar. İmralı’da daha karardan önce çukurlar açılmıştı.
15 Eylül’ü 16’ya bağlayan gece yarısından biraz sonra gürültüler başladı. Ada komutanı Tarık Güryay ve bazı subaylar alkollü bir şekilde kahkahalar savurarak koğuşa geldi. Sabah bu aşırı sevinç çığlıklarının Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın idam törenine katılmış olmalarından ileri geldiği öğrenildi.
17 Eylül sabahı Menderes’in odasına biri profesör iki doktor ve ada komutanı girdi. Doktorlar Menderes’i son kez muayene etti. Bu yalnızca bir muayene değildi. “Prostat muayenesi yapmayı unutmuşuz.” diyerek Menderes’in “İstirham ediyorum, yapmayın.” yalvarışına aldırış etmeden işkence yaptılar. Menderes, Yassıada’dan İmralı’ya götürüldü. Artık son yolculuğuna çıkıyordu. İmralı Adası’na indikten sonra iki askerin kolları arasında yürümeye başladı. İlk vardığı yer komutanın odası oldu. İdam kararı yüzüne okundu. Menderes’in dilinden “Allah milletimize zeval vermesin.” cümlesi döküldü. İdam sehpasına gitmeden önce hoca ile birkaç dakika konuştu. Sonrasında beyaz gömlek giydirildi. Ailesine ve milletine son sözleri ise şu oldu: “Hayata veda etmek üzere olduğum şu anda devletim ve milletime ebedî saadetler dilerim. Bu anda karımı ve çocuklarımı şefkatle anıyorum.” Saatler 13.23’ü gösterdiği sırada Menderes’in sesi derinden son defa duyuldu. Güneşli havada birden bulutlar belirdi ve İmralı’nın o bölgesine mevzii bir yağmur boşandı. Menderes’in ölüm kararı bütün adli usul kuralları çiğnenerek bir oldubitti ile gündüz yerine getirilmişti.
‘Kararlar 
yok sayılsın’
27 Mayıs ve Yassıada’nın mağdurlarının hak arayışı ise 54 yıldır sürüyor. 1974’te DP’liler siyasi haklarına kavuştu. 1990’da rahmetli Cumhurbaşkanı Turgut Özal, İmralı’dan üç devlet adamının cenazesini alarak Anıt Mezar’a nakletti. Devlet Menderes ve arkadaşlarına itibarlarını iade etti. 2010 referandumundan sonra darbecilerin yargılanmasının önü açıldı. 16 Eylül’de idam edilen Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın yeğeni Hasan Serdar Bilir de 27 Mayısçılar hakkında 2013’te Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Savcılık soruşturma açtı. Ancak özel mahkemelerin kaldırılmasından sonra yeni savcı, zaman aşımı gerekçesiyle dosyaya takipsizlik kararı verdi. Hukuk yollarının tükenmesinden sonra Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapan Bilir, mahkemeden Yassıada kararlarının yok sayılmasını, şüpheliler hakkında cezalandırılmaları talebiyle kamu davası açılmasını istiyor. Dilekçede Bilir, “1990’da itibarlar iade edildiğinden Yassıada kararları fiilen yok hükmündedir ancak 2010 yılına değin anayasanın geçici 15. maddesi nedeni ile şüpheliler hakkında suç duyurusu yapılamamıştır. 27 Mayıs 1960 darbesini yapanlar da 12 Eylül 1980 darbesini yapanlar gibi yargılanmalıdır. Şüpheliler hakkında cezalandırılma istemi ile kamu davası açılmasını ve gerekli işlemlerin yapılarak yasa dışı iş ve bu eylemlerden kendilerine sağladıkları maddi ve manevi edinimleri var ise kamu yararına el konulmasını istiyorum.” diyor.
Bilir, bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenlerle ihlal edildiğini ise şöyle izah ediyor: “Suç konusu eylem, darbe yaparak milletin seçtiği vekilleri silah zoruyla alıkoymak, Meclis’i feshetmek, darp, yağma ve işkence gibi insanlık suçu işlemektir. İhtilal günü babam Prof. Dr. Servet Bilir elleri kelepçelenerek yaka paça götürülmüştür. Babam 11. dönem Bolu milletvekilidir. Yassıada’da seçim bölgesi olan Bolu’dan almış olduğu yüksek oy oranı ile sorgulanmış, beş yıl ağır hapis cezasına çarptırılmış, Yassıada ve Kayseri’de iki buçuk yıl hapsedilmiştir.  Dayım Hasan Polatkan da idam edilmiştir. Her ikisinin de sorgulamaları ve suçlanmaları tamamen siyasi saiklerle olmuştur, ortada bir suç yoktur. Ailemizden yemek, cellat, kefen ile darağacındaki ipin parası tahsil edilmiştir.  Hasan Polatkan ve Servet Bilir, darbe yapanlar tarafından silah zoruyla alıkonulmuş, malları yağmalanmış, aylarca Yassıada’da alıkonuldukları hücrelerde çeşitli işkencelere maruz kalmışlardır. Babam zaruri olan tuvalet ihtiyacını başında bir nöbetçi olduğu hâlde tuvaletin kapısı açık olarak gidermiştir. Dayım Hasan Polatkan, elinde sigara söndürülmek ve içinde buzlu su bulunan havuzda yarı çıplak bekletilmek suretiyle saatlerce işkenceye maruz kalmıştır. Annem Prof. Dr. Şule Bilir ve kardeşimle zaruret içinde bırakıldık. İhtilalde iki buçuk aylıktım. Babam tahliye edildikten sonra bir süre babamı kabullenemedim. Bunların tamamı insanlık suçudur. Şüpheliler hakkında cezalandırılmalarına karar verilmesi ve kamu  davası açılması talebiyle karara itiraz ediyorum.”
Hasan Hayri Bilir, AK Parti’nin seçim meydanlarında Menderes’i ve 27 Mayıs’ı istismar ettiğini de söylüyor. “Eğer gerçekten Adnan Menderes’e sahip çıksalardı, AK Parti bu davanın takipçisi olurdu.” diyor. Yassıada’nın da 27 Mayıs darbesi hatıralarıyla gelecek nesillere ibretlik bir müze olarak kalması gerektiğini belirten Bilir, “Ne acıdır ki Demokrat Parti’nin devamı olduğunu söyleyen AK Parti hükümeti döneminde Yassıada müze olmak yerine oteller yapılarak ranta kurban edilmek isteniyor. 500’den fazla insanın yargılandığı bu yerin eğlence merkezine dönüşmesi saygısızlık olmuyor mu?” tepkisini dile getiriyor. Meydanlarda “Cebimizde kefenle geziyoruz” diyenlerin samimi olmadığını ifade eden Bilir, “Maalesef Menderes’i meydanlarda istismar edenlerin demokratlıkla hiçbir alakası yok!” diye konuşuyor. Prof. Hikmet Sami Türk(*):
MAHKEME TABİİ HÂKİM İLKESİNE AYKIRIYDI
Yassıada Mahkemesi istisnaidir. Tabii hâkim ilkesine aykırıdır, ihtilâl sonrası kurulmuştur. Adil olduğunu söylemek mümkün değildir. Darbe olan her ülkede yargı gerçek anlamı ile işlememiştir ve gerçek görevini yapamamıştır. Nitekim Salim Başol, yapılan itirazlara, “Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor!” diye cevap vermiştir. 27 Mayıs öncesi Yassıada Mahkemesi veya Yüksek Adalet Divanı yoktu. Tabii hâkim ilkesi şudur: Her suçun cezası bellidir, yargılayacak mahkemesi de bellidir. Milletvekilleri Meclis’teki konuşmalardan sorumlu değildir. Cumhurbaşkanı ancak vatana ihanetle yargılanabilir. Bu mahkemelerde cumhurbaşkanı yargılanmış, başbakan ve iki bakan idam edilmiş, 400 milletvekili çeşitli cezalara çarptırılabilmiştir. Bugünkü Sulh Ceza Hâkimlikleri de istisnai mahkemelerdir ve tabii hâkim ilkesine aykırıdır. Yargılamaları tartışma konusu olacaktır. 
(*) Eski Adalet Bakanı // (AKSİYON, İdris Gürsoy - 15 Eylül 2015)