24 Aralık 2014 Çarşamba

ATA-TÜRK, BAYAR, MENDERES ÇİZGİSİ "GELENEK VE GERÇEK" YOLUNDA BAZI TESPİTLER!...

2014’ÜN PANZEHİRİ ATATÜRK-BAYAR ÇİZGİSİ’DİR
Celal ÇETİN
DEMOKRATLAR BİRLİĞİ
Orta Doğu coğrafyasında bir kaos, şuursuzluk, vahşi cinayetler dönemi yaşanıyor. Türkiye dâhil bölge ülkelerinde din, mezhep, etnik köken ayrışması dinlerin, demokrasinin, insanlığın bile anlamakta zorlandığı bir çatışmaya dönüştü. Bugün yaşananlara baktığımız zaman üç faktörün etkili olduğunu görüyoruz. Uluslararası paylaşım savaşları... Din ve etnik çatışma... Yoksulluk-yolsuzluk süreci... Her üç faktör, Türkiye’yi tam anlamı ile pençesine almış ve uçuruma sürüklüyor.
***
“Yeni Türkiye” ile “eski Türkiye” arasındaki fark, bu üç faktörde kendisini gösteriyor. Savaş, “Yeni Türkiye”nin temsil ettiği yukarıdaki faktörler ile “Eski Türkiye”nin temsil ettiği kavramların arasında yaşanıyor. Bu savaşı anlayabilmek için yeni ve eski  Türkiye’nin ne anlama geldiğini bilmek gerekiyor.
YENİ TÜRKİYE
Yeni Türkiye kavramı, eski Türkiye’nin tasfiyesi ile özdeşleşmiş durumda. Lâiklik yerine, din temelli yönetim anlayışı ve yaşam tarzı. Demokrasi gerekçesi ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin milleti ile bölünmez bütünlüğünün bölünür hale getirildi. Arap, vahhabi kültüründe etkin olan talan, yolsuzluk, aşiret yönetim anlayışı hâkim oldu.
Yeni Türkiye’de İslam referanslı  yönetim hâkimiyeti iddiası ile vicdanlara, inançlara, demokrasiye, insan haklarına, hukuka aykırı uygulamalar normal karşılanır oldu. Özellikle 17/25 Aralık iddialarının, hiçbir dönemde olmadığı kadar artması, kurumsallaşması ve “kabullenilmesi” toplumu içten içe yıkan en önemli hastalık olarak ortaya çıkıyor.
Ülkenin Güneydoğu’sunda fiili Kürt özerk bölgesinin oluşması:
Türk-Kürt, Alevi-Sünni, AKP yandaşı-karşıtı, inanan-inanmayan, AKP-cemaat, AKP-ulusal / milli kesimler, 17/25 Aralık-14 Aralık ayrışmaları. Anaokullarında kız çocuklarını türbana sokma gayretleri, manevi değerler, Osmanlıca derslerinin zorunlu hale getirilmesi gibi toplumu birbirine düşman eden politikalar Yeni Türkiye’nin ana başlıkları oldu.
Bunlar Türkiye’nin iç dengelerini etkileyen gelişmeler.
Konunun dış boyutu da iç boyut kadar vahim.
“Sıfır sorun” politikasının “bütün komşularla sorun” politikasına dönüşmesi; mezhep temelli politikaların Türkiye’nin aleyhine dönüşmesi; Suriye, Irak, Mısır, İran, ABD, AB ile ilişkilerin kesilme noktasına varması ve nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin “güvenilmez, bilgisiz ve tecrübesiz, hayalci politikalarla yönetilmeye çalışılan ülke” algısının yerleşmesi.
Suriye, Irak gibi ülkelerde tekbir getirerek işlenen cinayetler ise İslam’ın nasıl bir tehlike ile karşı karşıya kaldığını gösteriyor. Müslüman görünümlü kimliği belirsiz kişi ve grupların tekbir eşliğinde sergilediği vahşet görüntüleri, Türkiye’nin de sürüklendiği “büyük plân’ın” boyutlarını gösteriyor.
BÜYÜK PLÂN
Büyük planın ne olduğu artık netleşmiş durumda. İslâm adı altında İslâm’ın reddettiği, affedilmez günahlar arasında saydığı her ne varsa uygulanıyor. Hıristiyan coğrafyasının yüzlerce yıldır sürdürdüğü Haçlı savaşlarında başaramadığını, İslam görünümlü vahşi terör örgütleri, İslam tandanslı siyasi yapılanmalar, hacı-hoca takımları, tarikat-cemaatler çeyrek yüzyılda başardı.“İslamiyet = hırsızlık, yolsuzluk, vahşet” algısı, İslamafobi hızla yayılıyor.
Dinler arası diyalog, Medeniyetler İttifakı, Ilımlı İslam, Yeşil Kuşak Projesi, Arap Baharı, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) gibi projelerin sonuçları bugün tüm acımasızlığı ile yaşanıyor.
ÇÖZÜM: ATATÜRK-BAYAR ÇİZGİSİ
Gelelim Yeni Türkiye’nin alternatif olmaya çalıştığı “eski değil, eskimeyen Türkiye”ye. Eskimeyen Türkiye, yukarıda sayılan tüm olumsuzlukların panzehiridir. Eskimeyen Türkiye, “muasır medeniyet ile milli/muhafazakâr değerlerin bileşkesidir…”Atatürk’le başlayan, Celal Bayar’la devam eden çizgidir eskimeyen Türkiye…
Eskimeyen Türkiye’nin üç özelliği, bugünün karanlığını aydınlığa çevirecek çözümdür:
1- Tam bağımsızlık: ABD-İsrail projesine ram olup üniter yapının yıkılmasını, Büyük Kürdistan (Büyük İsrail) hedefine gönüllü ortaklığı reddeden bir felsefedir.
Tam bağımsızlık on yıllar sonrasını öngörebilmek ve ulusal savunmasını buna göre şekillendirebilmektir.
Balkanlar’daki istikrarın korunması amacıyla 9 Şubat 1934’te imzalanan Balkan Antantı’dır ulusal/milli öngörü.
Veya;  Atatürk’ün çabalarıyla 9 Temmuz 1937’de Tahran’da Sadabat Sarayında imzalanan ve Türkiye, Irak, İran ve Afganistan’ı birbirine bağlayan Sadabat Paktı’dır.
Veya; Türkiye ile İngiltere ve Fransa arasında 19 Ekim 1939’da imzalanan Ankara Paktı’dır.
Veya; Orta-Doğu bölgesinde barışın korunmasına önem veren Türkiye’nin 3 Nisan 1954’te imzaladığıTürk-Pakistan Paktı’dır.
Veya; Türkiye, İran, Irak, Pakistan ve İngiltere arasında 24 Şubat 1955’te imzalanan, 1959’da ABD’nin de katıldığı Bağdat Paktı (CENTO)’dır. (Nasır’ın liderliğindeki Mısır ve Suriye bu teklifi reddettiler ve  İsrail’e karşı Arap kökenli devletlerin oluşturduğu blok kurdular.)
Veya; Londra ve Zürih anlaşmaları ile Kıbrıs’ın Rum olmasını önlemektir.
Veya; Türkiye’nin ağır sanayi yatırımlarına destek vermeyi reddeden dönemin Dünya Bankası Türkiye temsilciliğini kapatıp temsilciyi ülkeden kovmaktır.
2- Cumhuriyet rejimi: Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel felsefesini oluşturan Cumhuriyet kavramı, belki de dünyada bir ilk özelliği taşıyor. Bu Cumhuriyet, bir yandan “yedi düvele karşı bağımsızlık savaşının” sonucu, diğer yandan “demokrasinin ölüm kalım savaşına feda edilmemesinin” tarihi belgesidir.
Emperyalizm İstiklal Savaşı’nın merkezi olan Ankara sınırlarına dayanmıştır. TBMM, yetkilerini Mustafa Kemal’e devretmeyi teklif etmiştir. Bunlar öyle yetkilerdir ki; zaaflarına, yetersizliklerine yenik düşebilecek bir insanı “diktatörlüğe götürebilecek” niteliktedir.
Bu teklifi reddetmek güçlü bir kişilik, “milli iradeye saygı ve güven” demektir ve Mustafa Kemal bu teklifi reddetti.
“Milli iradeye saygı ve güven”, Atatürk-Bayar çizgisinin felsefi altyapısını oluşturdu.  “Yeter, söz milletindir” sloganı milli iradeyi temsil ederken, Celal Bayar’ın, “Atatürk, seni sevmek milli bir ibadettir” sözü güvenin ifadesidir.
3- Laiklik: Laikliğin nasıl bir kavram olduğu BOP’un özgürleştirme gerekçesiyle bağımsızlığını elinden aldığı ülkelerde acı tecrübelerle görüldü. Laikliğin demokrasinin, demokrasinin de inanç özgürlüklerinin teminatı olduğu gerçeğini bir kez daha anladık. Laikliğin ortadan kaldırılması durumunda Müslüman Müslüman’ın boğazını kesebiliyor, Sünni Alevi’nin kapısını işaretleyebiliyor. Bir başka ifadeyle laiklik, insan olmanın ilk şartı haline gelmiş durumda.
ATATÜRK-BAYAR ÇİZGİSİ NEDİR?
Atatürk-Bayar çizgisi; “Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş… Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içindekilere… Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit etmelerine” karşın milletin ayağa kalkmasıdır.
Atatürk-Bayar çizgisi; “mazlumlara örnek olan” bir İstiklal Savaşı ile yedi düveli kovmasına karşın o yedi düvel tarafından kendisine saygı duyulmasını sağlamaktır. Afganistan’dan Irak’a, İngiltere’den Rusya’ya kadar dünyanın her bölgesinde “stratejik derinlik uygulayabilmek ve merkez ülke olabilmektir.”
Atatürk-Bayar çizgisi; yetişmiş insan gücünü var olmak için feda eden, yiyecek ekmeği olmamasına karşın İstiklal Savaşı’nı verebilen, ama dimdik ayakta kalabilen bir devlet olabilmektir; millet olma şuurunu aşılayabilmektir.
Atatürk-Bayar çizgisi; bu ülke insanının hoşgörü ve saygı içinde, değer yargılarına sahip yaşamasını, “sabahın köründe sabah namazına gitmek için evinden çıkan vatandaş ile sabahın köründe evine gitmek için meyhaneden çıkan vatandaşın hoşgörü ve saygı içinde selamlaşmasıdır.”
Atatürk-Bayar çizgisi; “Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş iken, demir ağlarla örmektir anayurdu dört baştan…” Milletin öz kaynakları ile milletine olan güvenle baraj’larla, rafinerilerle, sanayi tesisleriyle donatmaktır ülkeyi.
Atatürk-Bayar çizgisi; bu topraklarda yaşayanları “Alevi-Sünni, Türk-Kürt, Laz-Çerkez” olarak ayırmamak, tüm bu unsurların kendi bileşkesi olduğunu bilmektir.
Atatürk-Bayar çizgisi; bu ülke için canlarını feda edenlerin, Allah inancını yüreklerinde hissedenlerin “bir lokma ekmek bir hırka” düsturunu yaşamaları, devletin her kuruşunu “yetim hakkı” olarak kabul etmeleridir.
***                                                              
O dönemde yönetimde bulunan Demirel  herhangi bir ideolojiye aldırmadan ülkenin kalkınması için her türlü yabancı yatırıma da ülkeyi açmış komünist ideolojiyi benimsemiş Rusya ile de ekonomik anlaşmalar imzalamıştı.
12 Mart
Bizdeki solcu olduğunu iddia edenlerin işin bu tarafı ile  alakaları  yoktu. Zira bizdeki sol hareket aslında Avrupa güdümünde ve kültürel yaklaşımı içinde gelişmişti Demirel’in  Avrupa’dan uzak Rusya’ya yakın dış politika yaklaşımları solcuları tedirgin etmişti.   
(MAHİR KAYNAK / STAR GAZETESİ, 13 Aralık 2014) 2014)
Bir yazarımız 9 Mart ve 12 Mart cuntası günlerinden söz etmiş, ben de kişisel değil yapısal arka planından söz etmek istedim.
Bir gün akrabası bir subay, Emekli General Cemal Madanoğlu’nun benimle görüşmek istediğini söyledi. O dönemde ben de birçok siyasi içerikli toplantıya katılıyordum ve konuşmalarım da genellikle ilgi çekiyordu. Bu nedenle beni tanıtmış olabileceklerini düşündüm. Paşa görüşmemiz esnasında ülkenin kötü yönetildiğini ve mevcut yönetimin değişmesi gerektiğini söyleyip, bu amaçla darbe de yapılması gerekebilir ve biz böyle bir hareketin mimarı oluruz dedi. Bu konuşmayı istihbarat ajanı olarak MİT’e bildirip bir darbe girişiminin olabileceğini haber verdim. Bu girişimin takibi için bir ekiple birlikte görevlendirildik.
***
O dönemde yönetimi almak isteyen askerler, var olan ideolojimize karşı değillerdi ve fakat yönetenler tarafından buna itaat edilmediğini düşünüyorlardı. Öte yandan darbe yanlısı sivil kişiler ise sol bir hareketten söz ediyor ve bunu gerçekleştirmeye çalışıyordu. Yani söylendiği gibi komünist değillerdi. Hatta sivil kişilerden lider konumunda olan biri bir konuşma sırasında Rusya Türkiye’yi işgal ederse Demirel’i değil önce beni idam ederler diye latife ediyordu. O dönemde yönetimde bulunan Demirel’in gayreti ise herhangi bir ideolojiye aldırmadan ülkenin kalkınması için her türlü yabancı yatırıma da ülkeyi açmış komünist ideolojiyi benimsemiş Rusya ile de ekonomik anlaşmalar imzalamıştı.
Bizdeki solcu olduğunu iddia edenlerin işin bu tarafı ile pek alakaları bile yoktu. Zira bizdeki sol hareket aslında Avrupa güdümünde ve kültürel yaklaşımı içinde gelişmişti. Yani bir açıdan bakıldığında bu hareketin ideolojisinden çok dış politika hedefi önemliydi. Avrupa solu olarak adlandıracağımız bu harekete aslında SSCB de uzaktı. Demirel’in politikalarının Avrupa’dan uzak Rusya’ya yakın dış politika yaklaşımları solcuları tedirgin etmişti. Türkiye’deki o günkü solcuların ikinci hedefi de ABD idi. Çünkü onlar da kapitalizmin dünya üzerindeki simgesi olarak kabul ediliyordu ve bu sebeple ABD’ye de karşı çıkıyorlardı.
Solun kapitalizme olan karşıtlığı adeta ABD ile simgeleşmişti. Türkiye’deki bu solculuk dış politikamızı da belirlemişti. Yani sol kanatta dış politikadaki hedef, Avrupa tarafından yönlendirilen ideolojiye dönüştürülmüştü. Zaten Türkiye kuruluşundan beri Avrupa’ya yakın bir dış politika izlemek zorunda bırakılmıştı ve bunun da devamı isteniyordu.
Türkiye’deki güvenlik güçlerinin o günlerdeki hedefi ise komünist ideolojinin kaynağı olarak gördükleri SSCB ile ilişki kurulmasını engellemekti. Bu meseleler MİT müsteşarının da dâhil olduğu Milli Güvenlik Kurulu’nda da görüşülüyor ve darbe teşebbüsünün MİT tarafından izlendiği biliniyordu.
9 Mart cuntası olarak bahsedilen bu darbe 12 Mart cuntası diye adlandırılan Avrupa soluna karşı başka bir grup tarafından bastırıldı. Bu sefer Türkiye’nin dış politikası başka bir yöne çevrilmeye çalışıldı ve tabi iç siyasetteki çalkalanmalar yeni bir darbe harekâtına doğru devam etti. Rasih Nuri İleri’nin vefatı dolayısıyla sayın yazarımızın yazısı bana o günleri ve görev yapan MİT elemanlarına yapıştırılan haksızlıkları anımsattı. Kim ne derse desin tüm darbeler yanlıştır hele ki bu darbe girişimlerinde dış güçlerin parmağı varsa!
***
Menderes’i, Demirel’i götüren ABD bugün Tayyip Erdoğan’ı götüremiyor.
IŞİD’e söz geçiremiyor.
Müslüman Kardeşleri artık koruyamıyor.
El Kaide’ye ulaşamıyor.
Siyasal İslam’ın hazin ve ibretlik çöküşü....
Pakistan’ın Peşaver kentinde yaşanan o tüyler ürpertici katliam, tüm dünyaya bir şeyi net olarak gösterdi:“Siyasal İslam iflas etmiştir.”
Irak Şam İslam Devleti denen caniler de aslında bunu ortaya koymuştu ama Pakistan’daki olay çok daha kan dondurucu bir örnek.
Taliban yanlısı 7 silahlı manyak, asker çocuklarının devam ettiği bir okulu bastı ve 132 öğrenciyi, 9 öğretmenleriyle birlikte katletti.
Öldürülen çocukların yaşları 12 ile 16 arasında değişiyordu.
Afganistan’da yaptıkları insanlık dışı katliamların yanı sıra kayalara oyulmuş binlerce yıllık Buda heykellerini dinamitleyen Taliban, Veziristan’daki kayıplarının intikamını bu yolla almıştı.
Aklınca ordu okulunu basıp asker çocuklarını öldürürse Pakistan ordusu geri adım atacaktı.
Oysa olan biten, masum ve günahsız 132 çocuğun canice öldürülmesiydi.
2004’te Rusya’nın Kuzey Osetya Özerk Cumhuriyeti’nin Beslan kentindeki okul baskınında da Çeçen Vahabi teröristler, 186’sı çocuk toplam 300 kişiyi acımasızca öldürmüştü.
Bu da o tür bir eylem. 
Vicdanı olan herkes bunu görür.
Böyle insanlık dışı bir katliamı din veya cihat adına yapmak ise tanrıya en büyük hakarettir.
SİYASAL İSLAM’IN YÜKSELİŞİ VE ÇÖKÜŞÜ
Taliban, El Kaide, IŞİD, El Nusra, Boko Haram, Cundullah, Türkiye Hizbullah’ı, Hamas, Vahabi Çeçen ve İnguş çeteleri…
Bunların hepsi de radikal İslamcı etiketli ama özünde emperyalizmin ürettiği, desteklediği, fişteklediği örgütler.
Ama hepsine sorsanız kafirlere, en başta da “Büyük şeytan” Amerika’ya,“Siyonist katil” İsrail’e düşmandır.
Cihat için öldürmektedirler!
Cihadı emreden ise Kur-an’dır!
Kimilerine göre ise vatanlarını savunan aslanlardır!
Acaba gerçekten öyle midir?
Taliban’ı kuran Rusya’ya karşı savaşan Afgan mücahitleri midir? Yoksa Amerikan destekli Pakistan istihbaratı ISI midir?
Pakistan ve Afganistan’da CIA paralarıyla kurulan medreselerde yetişen sözde mücahitler, SSCB’ye karşı savaşırken özgürlük savaşçısı, ABD’ye karşı gelince de terörist olmuştur.
El Kaide de Taliban’ın Suudi Arabistancası’dır.
Suudi Arabistan ABD’nin benzin istasyonudur.
İster petrolünü alır, ister benzinini sağa sola döker yakar.
El Kaide öyledir de Çeçenler farklı mı?
SSCB’nin dağılması sonrası Rusya’yı yemek isteyen emperyalistlerin ABD, İngiliz ve Suudi ortaklığında kurdurduğu çeteler.
İslam kılıflı, gaddar savaşçılar.
IŞİD gibi kelle kesen, fidye için adam kaçıran, şeriat kanunları diye abuk subuk yasaklar getiren gözü kanlı tipler.
Suriye ve Irak’ta vahşet yapan El Nusra, IŞİD gibi örgütlerin bugün artık ABD ve yancıları tarafından kurulduğunu cümle alem biliyor.
Cundullah ise İran’daki Belucistan ve Sistan bölgelerini hedef alan Pakistan El Kaidesi.
Boko Haram ise Nijerya’daki petrole hallenen Batılı emperyalistlerin işi.
Kuzey Afrika El Kaidesi hakeza.
Türk Hizbullah’ını domuz bağlı cinayetlerinden, kelle kesmelerinden hatırlarsınız.
Hamas da sosyalist ve laik El Fetih hareketini ve Filistin’in ölümsüz lideri Yaser Arafat’ı bitirmek için emperyalist güçler tarafından kurdurulmuştur.
Bunların hepsi aşırıcıdır.
Liderlerinin sözü asla tartışılmaz.
Verilen emirler, intihar saldırısı da olsa kesin uygulanır.
Vatan için ölmekten çok, cennete gitme garantisi için ölünür.
Hepsi de yasa dışılığı fazlasıyla benimsemiştir.
İnsan kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti, fidye ve haraç almak bunların rutinidir.
Demokrasi, insan hakları, düşünce özgürlüğü zinhar haramdır.
Kendileri gibi düşünmeyen herkesi düşman ilan ederler.
Hatta en ufak bir çelişmede birbirlerini bile.
Şiilerin camilerine, cenazelerine bombalı intihar saldırıları düzenlerler.
Bebek, çocuk, kadın demeden insan öldürürler.
İşin en acı tarafı da öldürdükleri kişilerin çoğu kendi dinlerinden, kanlarından ve canlarından olmasıdır.
IŞİD olayında bu doruk yaptı.
Dünyanın dört bir yanından bu örgüte katılmak için koştular.
Bugün ise IŞİD, örgütten ayrılmak isteyen kendi militanlarını infaz ediyor.
Alman haber ajansı dpa'nın görgü tanıklarına dayandırdığı haberine göre Sincar'ın Kürt güçlerinin eline geçmesi üzerine IŞİD Musul'da en az 45 militanını öldürdü. İnfazların Sincar'daki yenilgi üzerine yapılan bir cezalandırma olduğu belirtiliyor.
Öte yandan örgütün Suriye'de de ayrılarak kendi ülkelerine dönmek isteyen 100'den fazla yabancı cihatçıyı infaz ettiği belirtiliyor. Financial Times gazetesinin haberine göre öldürülenler, Suriye'nin Rakka kentindeki IŞİD karargahından kaçmak istedi.
ILIMLISI DA AYNI
Mısır’da Müslüman Kardeşler en eskilerinden.
Türkiye’deki Kemalist Devrim’e tepki olarak 1924’te kuruldukları söylenir.
Milli Kurtuluş Savaşlarından ödü kopan dönemin İngiliz Emperyalizmi bunları destekledi.
Ürdün, Fas, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirliklerinde krallıkları destekleyen İngilizler, Mısır ve Irak gibi daha büyük ve köklü ülkelerde bunları öne sürdü.
1980 sonrasında bunlar da radikaller gibi patlama yaptılar.
Mısır, Türkiye, Fas, Malezya, Endonezya, Yemen, Tunus, Pakistan vs.
Çeşitli isim ve kisveler altında ama hep İslamcı söylemde konumlandılar.
Tarikatler ve dini eğitim alanları bunların en önemli insan kaynaklarıydı. 
Siyasi İslamcı hareketler, ABD tarafından ılımlı İslam olarak nitelendi ve açıktan desteklendi.
Mesela bizdeki Fethullah Gülen cemaati gibi. (Güney Kore’deki eş değeri Hristiyan Moon Tarikatı idi)
Radikallerle kapı arkasından iş bitiren emperyalizm ılımlıları açıktan destekledi.  
Hedef milli kurtuluş hareketlerinden çok komünizm idi bu kez.
Sovyetler yıkıldı küreselleşme hakim oldu ama bunlar tasfiye olmadı.
Zamana ve vaziyete uydular, hepsi liberal sağ kulvarda var oldular.
Kapitalizmle hiçbir çelişmeleri yoktu.
Faiz haramdı ama kolayı vardı, kar payı.
Her türlü kapitalist tanıma kendince bir kılıf uydurdular.
Ama ABD hep daha çoğunu istedi.
Onlar da öyle.
VE ÇÖKÜŞ…
Bugüne gelindiğinde artık ABD, ılımlı İslam kelimesini dahi duymak istemiyor.
Çünkü ılımlısı da aşırısı da sonuçta raydan çıkıyor.
Ilımlı hep aşırıya meyilleniyor.
Aşırısı ise “sahibini” ısırıyor.
Ne kendi halkına, ne de hizmet ettiği emperyalizme bir faydası kalmıyor sonunda.
Çünkü katı dogmatik bir yapı.
Liderin tam otoritesi var.
Bu otorite düşmanlara duyulan nefrete dayalı.
Nefret ise ana besin kaynağı.
Ilımlısında da, aşırısında da kadına duyulan kin baskın.
Kadının baskılanması ve köleleştirilmesi ana amaç.
Çocuk ve gençler ise “harcanabilir” araçlar. 
Kitle bu kırmızı çizgilere değmeyen lideri her koşulda destekliyor.
Bu da lideri vaz geçilmez kılıyor.
Lideri güçlendiriyor da.
ÇÖZÜM
Birincisi, İslamiyet’in ticaret ve siyasetin kirli meydanından, vicdani yerine, yani insanların kalplerine dönmesi  gerek.
İslamiyet’i en yüce ve ileri din yapan “Ruhban Sınıf” olmamasının yeniden sağlanması lazım.
Bugün Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 974, Kalkınma Bakanlığı’nın ise sadece 17 makam aracı var.
Tarikat liderleri, dinci örgütlerin başları sanki Allah’ın temsilcisi gibi muamele görüyor.
Ruhban sınıf yoktur.
Tek rehber, Kur-an’ı Kerim’dir.
Onun dili Arapça değil, ne söylendiğini iyice anlamaktır.
O da “oku” diye başlar.
İbni Sina, El Harezmi, Farabi bunu yapmıştır.
Ama bugün İslamcı kesim okumuyor, sadece liderine biat ediyor.
Ve her gelen bir öncekinden daha aşırıcı oluyor.
Bunun sonu yoktur.
Tüm dünyada şu son 30 yılda yaşananlar da bunu göstermiştir.
Taliban’ı da, Müslüman Kardeşler’i de, IŞİD’i de, Cemaat’i de duvara toslamıştır.
Toslamaya da devam edecektir.
Hüseyin Vodinalı, Odatv.com    

17 Aralık 2014 Çarşamba

NİSYAN (unutmakla) İLE MALULDÜR HAFIZA-İ BEŞER

Birleşmede Sahte İmza İddiası
Demokrat Parti (DP) eski Genel Başkanı Yaşar Aydın, DYP ile ANAVATAN'ın DP çatısı altında birleşmesinin ''hukuken mümkün olmadığını'' iddia etti.
Aydın, düzenlediği basın toplantısında, cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde millet iradesinin hiçe sayıldığını ve TBMM'ye baskı uygulandığını savunarak, ''dayatmalara taraf olmuş partilerin Demokrat Parti tabelası arkasına saklanmaları Adnan Menderes ve arkadaşlarının kemiklerini sızlatmıştır'' dedi.
Demokrat Parti'nin 2005 yılında aldığı ANAVATAN'a katılım kararının yasalara aykırı olduğunu öne süren Aydın, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) ve cumhuriyet savcılığına daha önce bu konuyla ilgili başvuruda bulunduklarını ve hukuki sürecin devam ettiğini söyledi.
Konunun açıklığa kavuşması için YSK'yı bir an önce harekete geçmeye çağıran Aydın, 8 Mayıs 2005 tarihinde yapılan kongre toplantısına ilişkin tutanakta ''sahte imzalar bulunduğunu'' iddia etti. Kongreye 400 delegeden 97'sinin katıldığını anlatan Aydın, ortaya çıkan durumda DP'nin ANAVATAN'a katılımının da hukuken geçersiz sayılacağını ileri sürdü. ''DYP ve ANAVATAN'ın DP çatısı altında birleşmesi hukuken mümkün değildir'' diye konuşan Aydın, DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar ya da ANAVATAN Genel Başkanı Erkan Mumcu'nun, üye olmadıkları için DP'ye genel başkan olamayacaklarını da savundu.
''Biz hiçbir siyasal partiye uzak ya da yakın değiliz. Biz idam sehpasında kalan bir davanın devamını savunuyoruz'' diyen Aydın, ANAVATAN Genel Başkanı Mumcu'nun 'Bu kadroya devlet emanet edilemez' sözlerini ''3 sene Bakanlık yaptın sen de o kadronun içinde, yeni mi anladın?'' diyerek eleştirdi.
Aydın, DP'nin ambleminin değiştirilmesine ilişkin girişimleri de ''Etik değil, demokrat ruhuna aykırı'' olarak niteledi. (07 May 2007 14:19 Samanyolu Haber)
***
ANAP-DYP birleşmesine karşı Yargıtay'a sürpriz itiraz...
Demokrat Parti'nin hali hazırda genel başkanı olduğunu iddia eden Yaşar Aydın, DP'nin Anavatan Partisi ile birleşme kararı aldığı 8 Mayıs 2005'te gerçekleşen kongrenin iptali için Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı'na dilekçe verdi.
Demokrat Parti'nin genel başkanı olduğunu iddia eden Yaşar Aydın; Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı'na yaptığı başvuruda DP'nin, Anavatan Partisi ile birleşme kararı aldığı 8 Mayıs 2005'te yapılan kongrenin iptali ve genel kurulun yenilenmesi talebinde bulundu.
Aydın, çıkışta gazetecilere yaptığı açıklamada; söz konusu kongrede divan tutunağındaki imzalarda sahtecilik yapıldığını, gerekli duyurunun delegelere yapılmadığını ileri sürdü. "DP'nin tüzüğünün 25. maddesinde bir parti başka bir siyasal partiye kabul edilerken; salt çoğunluğun bir fazlası olması lazım. 292 delegemiz olmasına rağmen, burada buna uyulmamış, 87 kabul oyla birleşme kararı alınmıştır." diyen Aydın, söz konusu kongrenin şaibeli olduğunu savundu.
Aydın, "Neden iki yıl beklediniz?" şeklindeki soruyu, "Biz gerekli itirazımızı yaptık." diye yanıtlarken; DYP ve ANAVATAN liderleri ile yaptığı görüşmelerde, böyle bir birleşmenin olamayacağı konusunda uyarıda bulunduklarını söyledi.
Demokrat Parti'nin halihazırdaki genel başkanının kendisi olduğunu kaydeden Aydın, "Savcılık, birleşmeyi iptal ettiği zaman kongre sürecini başlatacağız. Bizim lehimize karar çıkacağından yüzde 100 eminim." dedi.
Aydın, DP'nin isim hakkı için başvuran Cemal Şen ile ilgili bir soru üzerine de; Şen'in kendi ekibi ile; DP'ye geldiğini daha sonra Disiplin Kurulu'na verildiğini ve partiden ayrıldığını söyledi. "Şen'in Demokrat Parti ile şu anda siyasi ve hukuki bir bağı yok." diyen Aydın, halihazırda bir parti varken, aynı isimle ikinci bir partinin kurulamayacağını aktardı. Şen'in Anayasal hakkını kullanarak dilekçe verdiğini söyleyen Aydın, aynı isimle ikinci bir partinin kurulamayacağını savundu. (17 Mayıs 2007 16:20 CHA, AA)

9 Aralık 2014 Salı

İKTİBAS: www demokratzafertv com, ESAT KIRATLIOĞLU "BEN HAZIRIM"

6 Aralık 2014 tarihinde yayınlandı
ESAT KIRATLIOĞLU: DEMOKRAT PARTİ'Yİ BUGÜNKÜ DURUM VE KONUMDAN KURTARMANIN SORUMLULUĞU, BİZDEN ÖNCE BAŞKANLIK DİVANI ÜYELERİ, GİK, DELEGELER VE TEŞKİLATLARA DÜŞMEKTEDİR

İKTİBAS; "Gazeteci Yekta Yaktı ve Demokrat Zafer'in, tenzih ve tekzip edilemeyen ve aksi ispat edilemediği için "yayını aralıksız süren" Demokrat Parti başkan ve yöneticileri hakkındaki utanç verici, yüz karası ve suç teşkil eden iddialar!..

GAZETECİ YEKTA YAKTI'NIN; 
AYLARDIR TEKZİP VE TENZİH EDİLEMEYEN; 
BELKİ DE, AKSİ İSPAT EDİLEMEDİĞİ, MUHTEMELEN DOĞRU OLDUĞU İÇİN YAYINDAN KALDIRILAMAYAN, İBRET VE DEHŞET VEREN YAZILARI 
***
NEVZAT ERCAN: MİLLET PARTİNİN TOPARLANMASINI BEKLİYOR
Ankara'da e. Devlet Bakanımız Nevzat Ercan'a da sorduk ne olacak bu partinin hali diye, çekim yapmadık. Çünkü sayın Ercan hastası ile meşgul olduğu için sağ olsun bizi kırmadı ve önemli açıklamalarda bulundu...
İŞTE ERCAN'IN AÇIKLAMALARI
Demokrat Parti'nin sağlam bir kökü var. Milyonlar, partinin toparlanmasını bekliyor. Büyük ailenin yeniden bir araya gelmesini istiyorlar. Ailenin büyükleri neden sahip çıkmıyorlar diyorlar...
Bu anlamda toplantılar yapılıyor. Katılıyoruz ve görüşlerimizi iletiyoruz. Ancak parti'nin toparlanmasını öncelikle, Genel Başkan, GİK ve Teşkilatlar isteyecekler...
Partinin toparlanacağına inanıyorum. Karamsar değilim. Suçlu avına çıkmadık. Parti yöneticileri de bugün geldiğimiz nokta da, sorumluluk duymalıdırlar. Bu misyonun geçmişinde milletvekilliği ve bakanlık yapmış olanlarda üzerlerine düşen sorumluluğun gereğini yapmalılar...
Bu misyonu kuranlar cezaevlerinde ve dar ağaçlarında canlarını verdiler. 68 yıllık köklü bir parti Demokrat Parti, milletin iradesini, Anadolu'dan Ankara'ya taşıdı. İnsanlarımız hakir görüldüğü bir dönemden yönetime alındı. Manevi haysiyet sağlandı. Kalkınma başladı. Böyle bir gelenekten gelen bu misyonun yerden kaldrılması, yeniden varlığını sürdürmesi lazım...
O nedenle herkesin bir araya gelerek çözüm araması lazım. Biz devleti milletle kuçaklaştıran bir partiyiz. Her hangi bir parti değiliz. Bizim ülke ve millet için güzel şeyler yapacğımızı vatandaşlarımız bilir...
Yeni kurulan partiler, bu yelpazenin neresinde olacaklar. Siyasi kimlikleri ne, kendilerini hangi yelpazenin içine koyacaklar. O nedenle yeni kurulan partilerin şansları yok...
Demokrat Parti kökü olan bir parti. Sokaktaki iki kişiden biri tanır. Bilirler. Bu gelenek devam diyor. O nedenle yeniden ayağa kalkar. Kökleri yeniden filiz verir....
Ancak vatandaş partide ışık görmeli, bu ışığı da, yönetimle, teşkilatlar yakacaklar. Bunu yapamıyorlarsa, partiyi kongreye götürerek yapabilecek kadroların göreve gelmesinin önünü açacaklar' dedi.
Sayın bakanımız'da sorumluluğun teşkilatlarda olduğunu ve gereğini yapmaları gerektiğini söyledi. (Tarih: 09-12-2014 08:16:00Güncelleme: 09-12-2014 08:16:00)
YARIN E. TEŞKİLAT BAŞKANI AHMET UYANIK
***
ESAT KIRATLIOĞLU: 
'DP'DE SÖZÜN BİTTİĞİ YERDEYİZ'
Dün yayınladığım, Sayın A. Baki Tuğ bakanımızın www.demokratzafer.com ve www.demokratzafertv.com 'da yayınlanan röportajı beklediğimin üzerinde ses getirmesine rağmen, bir şey dikkatimi çekti...
Parti'de ayaklar baş, başlar ayak oldu derken, haksızlık yapmamışız. Doğru söylüyoruz. Çünkü, facebook'ta, yemek fotoğrafları ile ayak parmaklarının gözüktüğü fotoğrafları beğeni yağmuruna tutan parti içinde baş olan ayaklar yüzünden, Demokrat Parti'yi Uysal ve yanındaki hainler tasfiye etmeye başladılar...
Menderes'in, Özal'ın ve Demirel'in koltuğuna oturtulan Uysal'ın, Türkiye'nin en köklü ve en şerefli partisi'ni ayaklar altına almasına müsaade edenlerin önemli kısmının parti ile alakası yok. Diğer kısmı ise bacak arası siyasetini Demokrat Parti'de başlatan ahlaksızlar oluşturmaktadır...
Demokrat Parti misyonunun önemini bilmeyen, bu misyonun geçmişteki mensuplarının ne kadar onurlu, şerefli ve haysiyetli kişilerden oluştuğundan habersiz olanlar, gönül ilişkileri kurduklarını başımıza yönetici diye atamaya devam etmektedir...
Soma'da, Ermenekte yaşadığımız kara acımızı paylaşması gerekenler, bu misyonla ilgisi alakası olmayan, mavi boncuk dağıtması ile en tepe göreve getiriliyor.
Ve bunlar, Kısır partilileri ile partiyi temsil etmekle kalmayıp, bunları faliyet diye  facebook sayfalarında yayınlıyorlar. Beğeni rekorları kırıyor...
Parti içinde kurulan rakı sofraları, partinin İl binası'nda yapılan sazlı-sözlü doğum günü partileri, İl ve ilçe binalarında yaşanan ahlaksızlıklar, bir ilçede park edilen seçim otobüsünün genel eve çevrilmesi, partinin taşınmazlarının yok pahasına satılması, dürüst, onurlu ve partisinin yeniden ayağa kalkacağına inanan kadroların bir bir görevden alınmasına sessiz kalanlar, bugün aslında, Demokrat Parti'yi sayın Bakanımız Esat Kıratlıoğlu'nun dediği gibi sözün bittiği noktaya getirdi...
7 Ocak 1946'da başlattığımız milli mücadeleyi, 7 Ocak 2014'de, İstanbul'da Menderes'in, Özal'ın anıt mezarında yeniden başlatacağız. İl ve ilçe başkanlarımızla parti tabanımızı bekliyoruz...
7 Ocak 1946'da "YETER SÖZ MİLLETİN" dedi, dedelerimiz, babalarımız, 7 Ocak 2014'te bizde bu ülke ve millet için dar ağaçında asılan, cezaevlerinde yok edilen dedelerimizin, babalarımızın mirasına, bıraktıkları onurlu davayı, yağmacılardan, hainlerden ve ahlaksızlardan almak için "YETER ARTIK SÖZ TEŞKİLATLARIN" Diye haykıracağız...
SEVGİLİ DEMOKRAT PARTİLİLER, SÖZ SİZDE
Kıratlıoğlu, " Partimizin bugün kü konumu bizi elbetteki rahatsız ediyor. Partimiz yılların göz nuru ile yaşatılmaya çalışılmış ve yaşatılmıştı.
1946'da, demokratik düzene geçme kararı almasıyla, Demokrat Parti'nin seçime girmesi, Türkiye'de, iki partili demokrasiye geçişin ifadesi olmuştur.
Demokrat Parti, demokrasinin Türkiye'de yerleşmesi için şehit vermiştir. Demokrat Parti'nin bugün bu durumda olması, Demokrat Partiye gönül vermiş ve Demokrat Parti misyonunu bilen herkesi rahatsız eder.
Bugün geldiğimiz noktadan çıkmamız için, Demokrat Parti'ye tabanın sahip çıkması lazım. Demokrat Parti'nin bu durumundan memnun değilse taban, delegeler, teşkilatlar, bu memnun olmadığı durumu düzeltmek için, yeni bir kadro ortaya çıkartmak lazım gelir.
Buda demokratik düzen içinde olur. Eğer taban bugünkü yönetimden memnun değilse toplanır ve değerlendirir. Demek ki; toplanmıyorlarsa, demek ki memnunlar.
Demokrat Partiye hizmeti olan bizler bu durumdan memnun değiliz. Partimizin pasif durumda olması ve bir varlık gösterememesinden memnun değiliz. Bizler memnuniyetsizliğimi ifade ediyoruz. Parti tabanından niye bu memnuniyetsizlik gelmiyor.
Diyoruz ki; parti şu anda başarılı değil, biz söylüyoruz. Teşkilat bunun gereğini yapmıyorsa hiç kimsenin söz söylemeye hakkı yok.
Partinin durumu ortada, partiden bahsederken, başarılı olmadığını söylüyormuyuz, söylüyoruz. Teşkilatlar başarılı olmadığını söylüyor mu, söylüyor. O zaman neden gereğini yapmıyorlar. Teşkilat görevini yerine getirmiyor. Ve yükü başkasına atıyor.
Şuanda biz kalksak kongre toplansın desek, bangır bangır bağırsak, kongreyi ben mi toplayacağım.
Partinin geldiği noktada, hiç kimsenin işaret bekliyoruz sözünü televuz etmeye hakkı yok. Daha bunun işareti mi var. Parti başarısız, parti ileri gitmiyor. Bunu söyleyeceksin ve gereğini yapmayacaksın. Yok böyle bişi.
Demokrat Parti'nin bu faliyet itibarı ile 2015 seçimlerinde,  bir varlık göstermesi mümkün değil. Varlık göstereceklerine, Genel Merkezin de inandığını zannetmiyorum.
Kapatılan İl ve ilçe teşkilatları, delegeleri harekete geçirerek partinin kongreye gitmesini zorlamalıdırlar. Şuanda yapılacak tek iş kongreye gitmektir.
Başka çaresi yok.
Bu sadece benimle olacak hadise değil, bütün arkadaşlarımızın, benim eski arkadaşlarımında, bu durumdan memnun olmayan tabanında üzerine düşeni yapması gerekiyor.
Sayın Ali Naili Erdem, yaşayan en eski partililerden bir tanesi, bir kaç arkadaşlarımız var böyle. 1961 yılında Adalet Partisi'nden milletvekili oldu.
Türkiye'nin ender yetiştirdiği siyasetçilerden biridir. Yolundan şaşmamıştır. Elbette Ali Naili Erdem'in başkanlığı'nda parti toparlanır.
Partililere şu mesajı veriyorum. Lafla peynir gemisi yürümez, hiç kimse laf yapmasın, herkes üzerine düşen görevi yapsın.
Kavga da teklif olmaz, insanın içinden gelecek, bu bir milli kavga, biz söyleyeceklerimizi söylüyoruz. Siz duyuyorsunuz, çıkın ortaya, ben hazırım, diğer arkadaşlarım da hazır. Önce teşkilatlar harekete geçsin.
Bu davanın batmayacağına, mutlak süretle başarıya ulaşacağına yeniden doğacağına inanıyorum. Demokrasinin tekrar ayağa kalkmasında, Türk milletinin heyacanı hiç bir zaman bitmemiştir"
www.demokratzafertv.com'da ayrıntılar...
YARIN: E. BAKAN NEVZAT ERCAN: ÇÖZÜM DEMOKRATİK KOŞULLARDA ARANMALIDIR"
[Tarih: 08-12-2014 09:28:00Güncelleme: 09-12-2014 07:49:00]
ADALET PARTİ'SİNDE TOPLANALIM...
Tarih: 12-11-2014 08:48:00Güncelleme: 12-11-2014 08:48:00
Demokrat Parti'yi mal, mülk sevdalıları ile hainler gasp ettiler...
Eğrisi ile doğrusu ile, Uysal'ın iki yüzlü olduğunu, tek amacının partiyi ebediyete gömmek olduğunu ortaya koydum...
Mustafa Yıldırım'ın, Sivil Örümceğin Ağın'da kitabında Arı Grubu'nun üyeleri arasında yer alan Uysal'ın, Kitapta bahsi geçenleri harfiyen Demokrat Parti üzerinde uyguladığını görmekteyiz...
Uysal'ın seçildiği, 6 Mayıs 2012 - 12 Kasım 2014'e kadar yanı bugüne kadar geldiğimiz sürece bakın... Uysal'ın Türkiye için, millet için söylediği tek cümlesi yok...
Peki icraatlarına bakalım...
EMLAKÇILIKTA UZMAN
1: Gece yarıları, Demokrat Parti'nin gayrimenkullerini çok ucuz'a yandaşlara satmak ve daha sonra ucuz'a elden çıkardıkları gayrimenkulleri gerçek değeri ile bir başkasına satmak...
2: Teşkilatları tarumar etti. Demokrat Parti ruhunu taşıyan bir avuç İl Başkanı kaldı...
3. Uysal'ın en önemli icraatlarından biri de, otel odasında küvette baygın halde bulunmasıdır..
4: Türkiye'nin çimentosu olan Demokrat Parti'yi tabela partisi yaptı. Gülistan'ı kargalar sardı ve büller sustu...
Tüm icraatı bunlar...
Demokrat Parti'yi Uysal ve hainlerden kurtarmak için inançla yola çıkanlar oldu. Çok ciddi çalışmalar yapıldı. Tüm bunlara rağmen partiyi gasp eden Uysal ve hainlerden alamadılar...
Neden biliyormusunuz...
A. Baki Mert ile Fuat Kara'nın kendi iktidarlarını oluşturmak uğruna, teşkilatları görevden almaları, partili olan delege yerine asker delegeler yazmalarından dolayı parti bugün yok oldu... Uysal'ı bu misyonun başına kene gibi yapıştıran Mert, şuan CHP'den aday olacak olan Uysal'dan sonrasını dizayn ediyor...
Fuat Kara ise, suskunluğunu koruyor...
Toplantılarda konuştuklarını kamuoyu ile paylaşsa, Uysal Türkiye'yi terk etmezle kalmaz ceza evine girer... Konuşmuyor, daha doğrusu konuşamıyor...
Türkiye bölünüyor. PKK'nın ele başı, bebek katiline övgülerin yazıldığı bir dönemde, 
'YETER ARTIK SÖZ MİLLETİN'
Diyen Demokrat Parti'nin adından söz eden yok...
Neden çünkü, Menderes'in, Özal'ın koltuğunda oturan Uysal adlı emlakçı, Türkiye'nin iç ve dış meselerinden ziyade, İstanbul ve Ankara'da Nargile cafelerinde günü gün ediyor...
Otel odalarında küvette baygın halde bulunuyor...
Türkiye'nin en şanlı ve onurlu partisi olan Demokrat Parti'nin bu durumundan rahatsız olanlara, bu misyonun yeniden köklerinin filiz vereceğine inanlara çağrı da bulunuyorum...
Gelin Prof. Dr. Vecdet Öz'ün Adalet Parti'si çatısı altında toplanalım, Adalet Partisi'ni kuralım ve bu misyonun çok önemli şahisyetleri ile yeniden
"YETER ARTIK SÖZ MİLLETİN' diyerek yollara düşelim...
Önümüzde, Genel Seçim var...
Zaman yok, günler sayılı...
Demokratlar olarak biz istersek, bir hafta'da Adalet Partisi'ni kurar ve Türkiye'nin doğusundan, Batısı'na teşkilatlanır seçimlere güçlü kadrolar ile gireriz...
Büyük Türkiye'nin mimarları biziz, en zor dönemlerde, terör'ü sıfır noktaya getiren, barajlar, yollar yapan ve iki hanenin yaşadığı en ucra köy'e elektriği okulu götüren biziz...
Milletimiz asla ve asla bu misyonun yok olmasına izin vermez, o nedenle, yeniden büyük Türkiye için Adalet Partisi çatısı altında, bir araya gelelim...
Öz'le yeniden özümüze dönelim... (Bu yazı 4587 defa okunmuştur.) 
UYSAL OTEL O'DASINDA KÜVETTE BAYGIN BULUNDU
Tarih: 07-11-2014 22:53:00Güncelleme: 08-11-2014 08:58:00
Ankara Çukurambar (3)
GİK Üyesi'nin anlattıklarını dinlerken, Uysal'ın ilk seçildiği kongre geldi gözümün önüne, e. Bakanımız Nevzat Ercan kürsüden konuşmaya çalışıyor...
 'Divan başkanı Naşit Birgüvi, ' kürsüden haykırıyor, sayın bakan sürenizi aşıyorsunuz'...
Uysal'ın elinden tutan Fuat Kara ve A. Baki Mert'in adamları, konuşmaya çalışan ercan' küfürler ediyorlar, bağırıp çağırıyorlar...
Daha o gün, yakışıklı, para babası diye aday yaptıkları Uysal'ın, kuklası olmuşlardı...
Kongreye katılanlar bilirler, www.demokratzafer.com'dan canlı yayınladım saniye saniye...
Genç Osman Çilsal o dakika sattı... Dr. Ergun Özdemir o dakika sattı...
Oysa, e. Bakanımız Nevzat Ercan'a destek vermeleri gerekirken, koskoca çınar'ı babasının harçlığı ile geçinen Uysal'a teslim ettiler...
Tarih 6 Mayıs 2012
Demokrat Parti'nin 8. Kongresi... Kongre bitti, salon ıslık sesleri ile çınlıyor. Uysal kuçaktan kuçağa alınıyor. Etrafı asalak takımı tarafından sarıyor. Yanına kimse yaklaştırılmıyor...
Canlı yayındayım... İlk röportajı yapayım diyorum...
İstanbul'da, Kara'nın ekibinden, anası yaşındaki kadınla aşk yaşayan muhterem, 'olmaz görüşemezsin, biz istersek görüşürsün' diyor...
O an dedim ki; bunlar partiyi satacaklar...
Henüz Menderes'in, Özal'ın koltuğuna oturmalarına rağmen, başladılar kelle koparmaya...
Uysal, " Partinin bir çivisini satan, seçilmiş başkanları görevden alan şerefsizdir' diye açıklama yapmasına rağmen, bırakın bir çiviyi Genel Merkezin satış ilanını verdi gazeteye...
Hurdaları satmaya başladı...
Bugün parti ayda 300- 400  bin dolar kira geliri saylayacağı inşaatı durdu...
Bankadan teminat mektubunu çekerken yakalandı...
A. Baki Mert, ANAP'lı İpek'i İstanbul'a teşkilat başkanı yapmak istiyor. İl Başkanı Hayrettin Öztürk kabul etmiyor...
Seçilmişleri görevden alan 'şerefsiz'dir diyen Uysal Öztürk'ü görevden alıyor...
Bursa'da Halil Öz, Uysal'ın kankası,Uysal nerede o orada, A. Baki Mert Öz'ü çiziyor ve Bursa'da kendi kadrosunu oluşturmak istiyor. Öz görevden alınıyor. Mert'in dediği olmuyor ve Bursa dağılıyor...
Türkiye'de teşkilatların geni ile oynanıyor. Bunun en büyük sorumlusu Fuat Kara ve A. Baki Mert'tir... İzmir'de Bornova e. ilçe başkanı Mehmet Bektur'un evine tebligat gönderiyorlar. Çocukları eve mahkeme kağıdı geldi sanıyor...
Narlıdere ilçe başkanı Nurhayat Cüneyt, ilçenin ödemelerini yapıyor. Arkasından görevden alındın yazısı geliyor...
Bunları yapanlar, Fuat Kara ile A. Baki Mert.... Türkiye'nin her tarafında bunlar yapılıyor...
O günlerde milli şef dönemini yazdım... Sarı Öküz'ü...
HİÇ KİMSE ORALI OLMADI, ÖZTÜRK'E SAHİP ÇIKMAYANLAR, DAHA SONRA ÖZTÜRK GİBİ GÖREVDEN ALINDILAR...
Uysal'ın kuklaları uyarıları ciddiye almadılar. Vurdular Yekta Yaktı'ya, yılmadım. Her imkanı kullandım doğru yada yanlış...
Paralar yığdılar önüme, ofisler tahsis ettiler. Kabul etmedim. Kışın yollara düştüm. Benzin istasyonlarında yattım. Sessiz çığlıkların sesi oldum. Hiç kimseden para almadım. Sadece inanan insanların Sofralarına oturdum. Misafirleri oldum. Davama sahip çıktım...
Telefonlarım kapandı. Kiraladığım arabanın parasını ödeyemedim. Evimin eşyalarını sattım. Otel odalarında rehin kaldım...
Yılmadım, pes etmedim ve Rahmetli babamın emanetine sahip çıkmaya çalıştım. Çıkmaya da devam ediyorum...
İstanbul Kağıthane ilçesi'ni tinercilerin yatakhanesi yaptılar. Gittim görüntüledim yazdım. Onlarca haberini yaptım Hakkı Küçük'ün, çıksın desin ki; 'Yekta'ya para verdim'...
Diyemez, çünkü Yekta Yaktı davasına sahip çıkıyor...
DİYORLARYA HERKESİ YAZIYOR
Evet yazıyorum...
Demokrat Parti'nin saf temiz insanlarını kullanarak kendilerine, AKP, CHP ve MHP'de yer edinmeye çalışanların gerçek yüzlerini ortaya koyuyorum....
Çünkü, bir insan onuru ve şerefi için yaşar... Demokrat Parti İstanbul İl Sekreteri olacaksın, Süleyman Soylu'ya en ağır eleştiriyi yapacaksın. Makam koltuğunun arkasında Soylu'nun fotoğrafı duracak... Evet yazdım, dediğim gibide oldu ve  Murat Uz'u CHP'den meclis üyesi adayı oldu... Büyük Türkiye Platform mu diyeceksin. İnanacağız, arkana takılacağız...
Gideceksin CHP'den meclis üyesi olmak için başvuracaksın...
Sayın Remzi Şen'den bahsediyorum...
Hemşehrim, saygın kişi, dürüst , İstanbul İl başkanlığını alacağı kesin diye inanan insanlar peşinden gidiyor. Ne yapıyor...
CHP Genel Merkezi'ne gidiyor. CHP'den aday olmak için...
Mimar Süleyman Uluocak'ı yazıyorum...
Ve diğerleri, hepsi bana maddi destek sağlayanlar, buna rağmen yazıyorum...
Çünkü, çocuklarımız var. Dünya fani, bugün varız yarın yokuz...
Nursan Ünal'ın,  mekanında yiyen, içen kişiyim...
Para istediğimde alıyorum... Evine gidiyorum...
Tüm bunlara rağmen, maddi ve manevi çıkarım olduğu halde yanlışını yazıyorum...
Gelir kaynağımdan vaz geçiyorum...
Onurum için yaşıyorum. Para her zaman bulunur....
Asaletimi satmıyorum. Nokta kadar menfaatim için virgül gibi eğilmiyorum...
ÜNAL UYSAL'IN MAMASI İKİ YÜZLÜ 
Uysal'ın kankası Nursan Ünal...
İstanbul Teşkilat başkanı... İl başkanı Av. Etem Kağan Çelik...
Çelik, tüm iyi niyetiyle partiyi toparlamaya çalışıyor...
Uysal'ın, maması (ablası) Nursan Ünal, kraldan daha kral astığı astık, kestiği kestik.  İstanbul'da terör estiriyor. Arabası Uysal'ın emrinde, şöforü gibi kullandığı kişi alıyor. Uysal'ı havaalanından, Ünal çiçek gönderiyor, Uysal'ın sevgilisine...
Aralarındaki ilişki bu...
İKİ YÜZLÜ OLMASIN İNSAN
Fuat Kara bunlara sormadan istifa ediyor...
Diriliş Hareketi'ni başlatıyor...
Toplantı yapıyorlar, sözcü Nursan Ünal...
Aynı Nursan Ünal, yerden yere vurduğu Uysal'ı çorbacı da ağırlıyor. Biz bunlarla nasıl bu partiyi Uysal'dan kurtaracağız...
İpek, İl başkanı oluyor. Nursan Ünal'ı yerden yere vuruyor. 'Uysal'ın sevgilisine giden çiçek parasını ödemeyiz' diyor... Bu açıklamanın  arkasından,  Ünal'ın evinde röportaj yaptım ve elimde kayıtları... Adem İpek'e söylemediğini bırakmadı...
Şimdi kanka olmuşlar...
Bu iki yüzlülerden bu parti arınacak...
Bunlar yayınlanıyor. Partimizin selameti için...
O AKŞAM OTEL ODASINDA KİM VARDI?
Uysal İstanbul'da düzenlenen toplantıdan sonra otel odasına çekiliyor...
Aşşağıda toplantı devam ediyor...
Bir kadın yetişin diye bağırıyor, çığlık çığlığa...
Otel görevlisi, teleşa kapılıyor...
Odayı tahsis eden İstanbul İl başkanı Adem İpek' haber veriyor...
İpek, yancısı Çağıl Erten'le birlikte odaya çıkıyor. Uysal küvette baygın yatıyor. Hemen alıyorlar ve bir hastaneye ve oradan apar topar Afyon'a götürüyorlar...
Görüntüleri var...
HAVLUCU ERTAN VE RUS KIZLARI
Demokrat Parti'yi bitiriyorlar. Çeteler ve hainler, kartvizit başkanlar el ele vermişler...
Aylardır yazıyorum, Allah korkusu olan ve çocuklarının yüzüne dürüst onurlu baba süratı ile bakan ne bir il başkanı nede bir GİK Üyesi çıkmadı...
Yok bir Allah'ın kulu gerçekten yok...
Diyemiyorlar Uysal'a, Ertan'a ve Mert'e, ' bu kadar yazılan çizilen var, neden bir açıklama yapamıyorsun' diyemiyorlar...
Nargile cafeler, Rus kızları, birlikte olduğu kadını GİK'e almalar, Genel Merkez'de aşk'ı memnun gibi dolaşmalar, hepsi açık açık ortada, bu yüzden namuslu kadınlar partiden ayrıldı...
TBMM'lisinde Uysal'ın Rus kızlar ile yaptığı alemler konuşuluyor. Uysal'ın CHP'den aday olacağından tutunda, satışlardan aldığı komisyonun miktarına kadar açık açık söyleniyor...
İstanbul'a geliyor sık sık gizlice, İpek alıyor. Alemlere akıyorlar. Nargile cafeler bilinenler, birde bunların özel mekanları var... Hepsi belgeli, hepsi görüntülü...
Yalan desin, çıksın ortaya gereğini yapsın... Yapamaz...
Beşiktaş'ın satışından aldıkları 100 bin lira...
Bornova satışı...
Denizli...
Keçiören...
Adana...
Dıyarbakır...
Bakırköy...
Bursa Yıldırım için alınan kapora... Gaziosmanpaşa için alınan kapora...
Bahçelievler....
Sıvas Zara...
Çanakkale...
Satışları tamam...
Yazıyorum...
Diyorlar ya, 'satanda, sattı diye yazan da şerefsiz' tapuların devrinde kimin şerefsiz olduğunu görüyoruz...
GİK Toplantısı var...
60 kişi...
60 kişinin içinde bir namuslu bu toplantıda ortaya çıksın ve hesabını sorsun...
Soramazlar... GİK Üyelerinden boş kağıtlara imzalar alıyorlar...
Hele bunların içinde bir itirafçı var ki; Pazar günü açıklayacağım ve kıyamet kopacak...
İl başkanları, GİK Üyeleri, MKK ve YHD Üyeleri gerçekten içinizde bir tane cesur yürek yokmu hesap soracak...
Çıksın açıklasın, İstanbul İl başkanı Adem İpek, desin ki; otel odasında küvette baygın halde yatan Uysal'ı 'Afyon'a götürende şerefsizdir, yazanda'desin...
Beşiktaş'ın satıldığını yazanda, satanda şerefsiz dediği gibi...
Ertesi gün otel odasının videosunu yayınlayacağım...
Ertan'a soruyorum, Rus kızlarını Batum'dan mı getiriyorsun...
Getirme lütfen, bak adam küvette baygın kalıyor...
Biraz ara ver olur mu... (Bu yazı 4903 defa okunmuştur.)
UYSAL'IN İBRİKÇİSİ VE HAVLUCU
Tarih: 06-11-2014 00:12:00Güncelleme: 06-11-2014 08:10:00
Ankara Çukurambar (2)
GİK Üyesi anlatıyor...
Elinde görüntüler ve ses kayıtları var...
1946'da 'Yeter Söz Milletin' diyen, dar ağaçına giderken bile, ülke ve millet meselesi'ni konuşacak kadar asil insanların koltuğunda oturan Uysal'ın, ipliğini pazara çıkarıyor...
Uysal'ın ibrikçisi A. Baki Mert...
Sözlüğe baktım, İbrikçi kim diye...
'İbrikçi, ibrik tutan kişidir. ibrikçibaşı ise bunların en rütbelisidir, yani padişahın ibrikçisi.  Bu yüzdendir ki;  ibrikçibaşı olmak önemli bir mertebedir, zira 7 düvele hükmeden haşmetli padişahın poposunu gören yegane kişidir'...
Aynen böyle, İbrikçibaşı, A. Baki Mert'in her dediğini Uysal yapmak zorunda, koynuna aldığı kadınları biliyor ve ibriğini tutuyor. Uysal'ın popusuna kadar bilen kişi...
Birde, Anadolu değimi ile peçetecisi, şimdi ise havlucusu denen, Ertan Küçükay...
Yer İstanbul...
İbrikçi, pardon e.Teşkilat Başkanı A. Baki Mert, İstanbul'a atadığı Adem İpek'le Beşiktaş'ta buluşuyor. Demokrat Parti'nin kazan ovası Uysal'da var...
Kazanova Uysal Mert'e, ' bu hafta yapacağımız toplantıda, seni alıcam, yerine Mehmet Ali Yavuz'u koyucam. Sana tepki çok, senin üzerinden bana vuruyorlar'...
İbrikçi Mert tamam diyor...
Mert, bu anlaşmanın inandırıcı olması için, Prof.Dr. Abdurrahim Karslı'nın Merkez partisi'ne gidiyor. Burada 2 görev üstleniyor. 1. Merkez Parti'yi DP çatısı altında birleşmesini sağlamak. 2. Uysal'la yolunu ayırdığına dair partilileri inadırmaya çalışıyor...
Mert, e. Teşkilat Başkanı Ahmet Uyanık'ın yanına gidiyor ve 'abi sen haklıymışsın, bu çocuk gerçekten'YAVŞAK' mış' diyor...
Bunu söylemesindeki amaçı ise, Uyanık'ın çalışmalarını öğrenmek...
İki yüzlü, iktidar da kalmak ve partinin gayrimenkul satışlarını biran evvel sağlamak için, kazanova Uysal'ın ibriciliğini dahi yapıyor...
Ankara'da kazanova Uysal'ın yeni gözdesi Havlucusu Ertan Küçükay oluyor. Parti'de herşey bu iblikçi ile havlucudan soruluyor...
Havlucu, Genel Merkez çalışanlarını kapıya koydu ve Taşeron Şirket elamanlarını çalıştırmaya başladı. Kapıya konan güvenlikçi'nin önünede liste koydular, bu isimler girmeyecek diye...
Demokrat Parti'nin Genel Merkezi kazanova'nın emlak satış ofisi oldu. Babalarının şirket binası gibi kullanıyorlar...
İBRİKÇİNİN İSTANBUL'DAKİ UZANTISI
Kazanova'yı İstanbul'a geldiğinde, maması pardon ablası'nın tahsis ettiği araçla alıyorlar, özel ziyaret ettiği evlere, pardon mekanlara götürüyorlardı...
Maması, Uysal özel mekana gitmeden çiçeğini gönderiyordu...
ŞİMDİ BU GÖREVİ İPEK YAPIYOR
Mamadan görevi İpek devraldı...
Asistanı da var...
Kazanova'ya en yakın kişi olmak kolay değil...
İpek, kazanova'dan aldığı güçle, kraldan daha fazla kral gibi davranıyor ve Bakırköy'de, kazanova Uysal'ın şakşakçısı Necmettin Dönmez'in onayını alarak, başkanlık divanı oluşturuyor...
GİK Üyesi Yaşar Gençoğlu karşı çıkıyor...
Buna rağmen, şakşakçı Necmettin Dönmez'in dediği oluyor ve Burhan Sarıkaya başkanlık divanına alınıyor...
Kukla liste tamam...
Sonuç, Eyüp Güngörmez ve arkadaşları partinin, İstanbul'da ışıklarının söndüğünü anlıyorlar ve İpek'e karşı hareket başlatıyorlar...
Kimle...
5 GİK Üyesi ile birlikte...
Ve İpek, arkadaşının sevgilisini gönderiyor. Yem olarak, tesadüf ya, ben varım ve e. GİK Üyesi Fuat Kara'da geliyor...
Ağlıyor, İpek'in arkadaşının sevgilisi...
Kimse para vermiyor...
Bir kişi dışında...
İbrikçi'nin arkadaşı İpek, kendinden çok emin çünkü biliyor ki; kazanova Uysal'ın kendisini görevden alamayacağını...
5 GİK Üyesi ve yönetim'e rağmen...
Kazanova, 5 GİK Üyesi, Başkanlık Divanı ve Teşkilat Başkanı Mehmet Ali Yavuz'a rağmen, İpek'i görevden almıyor. Alamıyor, çünkü boğazına kadar pisliğin içinde yüzen Uysal'ın yuları ibrikçi Mert'in elindedir...
Çünkü, kazanova Uysal'ın ellerinde videoları var...
İbrikçibaşı Mert , Uysal'a, ' İpek'i görevden alırsan aklını alırım, popunu teşhir ederim' diyor...
Ayrıntıları cuma günü!..
İpek'in dediği oluyor. Eyüp Güngörmez, arkadaşlarını satıyor ve Teşkilat başkanı oluyor....
Diyor ki; Güngönmez arkadaşlarına, ' bana kızmayın bekleyin, İpek'e tükürdüğünü yalatıyorum. Biz alacağız bu asalak takımından İl'i...
İbrikçi Mert'in adamı İpek, teslim oluyor. Eyüp Güngörmez'i teşkilat başkanı yapıyor....
İl'de toplantı yapılmıyor. İpek'in başkanlık Divanında olan, Av. Gülay Ezibay, bayramlaşmaya gelmiyor ve MHP'nin bayramlaşmasına katılıyor...
İpek, 'Eyüp'e başkanlık Divanı sen yap' diyor..
Toplandılar, Av. Gülay Ezibay dahil, bazı isimleri başkanlık divanından almak için dün bir araya geldiler...
Divan'a yeni isimler alınacak...
Beşiktaş'ın satışından 100 bin lira'yı kim aldı?
O akşam otel'de ne oldu?..
Küvette bayılan Uysal ne içti?..
Oda'daki bayan kimdi?...
Uysal'ı apar topar, Afyon'a kimler götürdü?..
TBMM'lisinde Uysal'ın rus kızlar ile yaptığı kaçamaklar konuşuluyor...
Havlucusu Ertan Küçükay ile buluştuğu Balgat'taki Nargile cafe konuşuluyor...
Rus kızlar, Batum'dan mı geliyor?...
Cuma günü mutlaka okuyunuz... (Bu yazı 6181 defa okunmuştur.) 
DP GİK ÜYESİ'NİN İTİRAFI UYSAL'IN İPLİĞİNİ PAZARA ÇIKARIYOR!
Tarih: 03-11-2014 11:24:00Güncelleme: 03-11-2014 11:24:00
ANKARA:
Çukurambar'da yemekteyiz...
Demokrat Parti'nin önemli isimleri ile birlikte...
Uysal'a çok yakın gibi bilinsede, Demokrat Parti'nin yok edilmesi'ne seyirci olmamak için masamıza gelen GİK Üyesi, Arı Grubu tarafından Demokrat Parti'yi bitirmek için görevlendirilen Uysal ile Genel Sekreter Ertan Küçükay'ın ipliğini pazar'a çıkardı...
GİK Üyesi'nin anlattıklarını dinledikçe insanın tüyleri diken diken oluyor...
İŞTE O KONUŞMA
'Demokrat Parti Genel Merkezi Uysal'ın Emlak Ofisi gibi kullanılıyor. Uysal'ın tek derdi, partinin mallarını biran önce satmak ve CHP'den İstanbul milletvekili adayı olmak...
CHP ile bağlantıyı, İstanbul İl Başkanı adem İpek, CHP Milletvekili Faik Tunay'ın aracılığı ile kurdu. İpek'e de, 'teşkilatların açık tutulması önemli değil, satışlar bitene kadar mevcut olanlar ile idare et' talimatı verildi...
2015 seçimlerine kadar partinin tabelalarının yerinde durması için, kiraların ödeneceğine dair açıklamanın yapılması istendi...
GİK Üyesi'nin söylediklerinin doğru olduğunu, İstanbul'da bir toplantıda, Üsküdar ilçe Başkanı Nuri Uskan doğruluyor...
Uskan, " İl Başkanı Adem İpek bize 'siz tabeları asılı tutun, seçimlere kadar, kiranızı biz peşin ödeyeceğiz, seçim stardı verildiğinde anahtarı bize teslim edeceksiniz' diyor...
İpek'in İstanbul'a atanması ve yapılan kongreden sonra, Demokrat Partinin nasıl İstanbul'da ışıklarının söndüğünü göreceksiniz...
CHP İstanbul Milletvekili Faik Tunay'la ANAP Gençlik Kollarından arkadaş olan İpek, Uysal'ın CHP bağlantılarını Tunay'ın üzerinden yapıyor...
İstanbul'da İl Başkanlık Divanı yapılmadığı gibi, yönetim ve ilçe başkanlarının bir ksımı İpek'e ulaşımıyor...
Cep telefonunu değiştirmiş...
Dönelim Çukurambar'a...
'GİK'e katılmayan çok. Buna rağmen gelenlere boş kağıtlar imzalatılıyor. Bende 4 kere katılmadım. Buna rağmen boş kağıtlara imza attım. Satışlar bizlerden habersiz, gece Uysal'la bir araya gelen Küçükay tarafından yandaşlara yapılıyor. Partinin gayrimenkulini alan yandaşlar, aldıkları yeri 1 ay içinde gerçek değerine satıyor'...
Bunun da, doğruluğunu, Denizli, İstanbul Bakırköy, Beşiktaş, İzmir Bornova satışından anlıyoruz...
GİK'TE NE OLACAK ?
Geçtiğimiz hafta yapılan, Başkanlık Divanı toplantısında iki yerin daha satış anlaşmasını yaptılar. Satılan yerleri söz verdiğim için yazmıyorum. Buhafta ortaya çıkar...
Bir kaç gün için GİK
GİK Üyesi, Uysal ile Ertanküçükay'ın, bu hafta yapılması beklenen GİK Toplantısında,  19. Dönem Milletvekili Muhtar Mahramlı, Teşkilat Başkanı Mehmet Ali Yavuz ve Adnan Turfan'ın,  başkanlık divanındaki görevlerine son vereceklerini söyledi...
Uysal, Küçükay'a, ' bu değişiklik dışarı sızmasın, bunu siz bana bırakın, ben haledeceğim' der...
Bu şu anlama geliyor...
Uysal, CHP'den adaylığı konusunda kesin sözü bu hafta içinde alırsa, Mahramlı, Yavuz ve Turfan başkanlık divanından gidecekler...
Uysal, 'ın bu isimlerden neden rahatsız olduğunu ise GİK Üyesi şöyle açıklıyor. 'Mahramlı, Yavuz ve Turfan eski Bakanlardan Nevzat Ercan'ı evinde ziyaret ettiler ve partinin başına geçmesini istediler'
Yavuz'unda, siyasete yeniden döneceği dillendirilen Çiller'e yakın olduğunu da biliyoruz. Uysal o nedenle, kendisinin CHP'ye geçmesi ile partinin Mahramlı ekibinin eline geçmesini önlemek için değişikliği yapacak' ...
GİK Üyesi'nin söylediği herşey, benim aylardır yazdıklarımın resmi ağızdan dile getirilmesidir...
Çukurambar'da bir araya geldiğimiz GİK Üyesi'nin boş kağıtlara imza attıklarını daha önce de, İstanbul GİK Üyesi İbrahim Çetinkaya'da gündeme taşımıştı...
Sonuç:
Türkiye genelinde Demokrat Parti'yi kağıt üzerinde bir parti konumuna getiren emlak pazarlamacı sıfatında ki; Uysal ile Küçükay'a artık dur demenin zamanı geldi de geçiyor...
İstanbul'da partinin ışıklarını söndüren İpek'i, 5 GİK Üyesi ile Teşkilat Başkanı görevden alamadılar...
Uysal ve Küçükay ikilisi el ele verdiler, kartvizit başkanların desteği ile koskoca misyonu yok ediyorlar...
Buna seyirci kalanlar ise, bu misyonun yok olmasını sağlayanlardır...
  Yalova'da partiden atılanlar, mahkemeye başvurdular. atamanın usulsüz yapıldığı için, Türkiye geneli böyle, şimdi yapılması gereken tek şey var...
Ayrı grupları bir araya getirerek, Genel Merkez'e gitmek ve orada açıklama yapmak...
Bu açıklama ile kapatılan, İl, ilçe ve satılan yerlerin kimlere kaça verildiğinin hesabını soralım. Genel Merkez Uysal ile Ertan Küçükay'ın babasının emlak satış ofisi değil, yandaşların dışında kimseyi içeri sokmuyorlar...
Kader Ataman'a yapılan herkese yapılmış sayılır...
O nedenle, Sarı Öküz hikayesi'ni bugün tekrar okuyunuz ve bir araya gelerek kenetlenelim...
Bu yazı 4798 defa okunmuştur. 
http://www.demokratzafer.com/yazarlar/yekta-yakti/uysal-in-ibrikcisi-ve-havlucu/492/
13 Kasım 2014 Perşembe _ Saat: 18.00 _ DEMOKRAT ZAFER

27 Ekim 2014 Pazartesi

Demokrat Parti (DP) GİK Üyesi, Siyaset Plânlama Kurulu Başkanı ve DEMOKRATRLAR KULÜBÜ Yönetim Kurulu Üyesi; Doç. Dr. Mehmet ÖZDEMİR'in Basın Açıklaması:

Doç Dr. Mehmet ÖZDEMİR
“Diyarbakır ‘Ziya Gökalp Müzesi’nin yakılması, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin kundaklanmasıdır”
PKK’nın ve bağlı örgütlerin HDP kanalıyla yaptığı “başkaldırı” çağrısı üzerine 6-7 Ekim tarihlerinde uyguladıkları vahşet, henüz tüm boyutlarıyla değerlendirilmemiştir. Resmi (yasal) ve gayri resmi (üzerine gidilmemesi) sansür uygulamalarıyla bu ciddi isyan hareketinin üstü örtülmeye çalışılmaktadır. Bu isyan hareketi, tarihteki en önemli “Kürt isyanı”dır. Daha evvelki başkaldırılar hep mevzii (lokal) kalmışken, bu hareket bütün Türkiye’ye yayılmak istenmiştir. Bu isyan KCK’nın “Cemaheriyeler”, “kantonlar” stratejisinin de uygulanmasıdır.
Katil ve yağmacı çapulcuların eylemi basit bir cinayet, linç, yağma, soygun, yakıp yıkma değildir. Bilinçli, planlı, programlı bir “iç savaş” niteliğindedir. Bu son derece bilinçli hareketin amacını en net bir şekilde ortaya koyanZiya Gökalp’in müze evinin yakılması, eşyalarının talan edilmesidir.
Bu bir tesadüf değildir.
Bir kültür, düşünce ve eylem adamı olan Ziya Gökalp, Türkiye Cumhuriyeti’nin de en önemli ideolojik mimarıdır.
“Atatürk’ün fikirlerinin babası”
Büyük Atatürk’ün “Hislerimin babası Namık Kemal, fikirlerimin babası Ziya Gökalp’tir” dediği Gökalp, Atatürk’ün partisinin programını yazan kişidir.
İttihat ve Terakki Fırkası’nda ve hükümetlerinde “Milli Kültür Politikası”nı başlatan ve ideologluğunu yapan Gökalp, Malta sürgününden sonra, Atatürk’ün isteği üzerine Büyük Millet Meclisi’nin 2. seçim döneminde Diyarbakır Milletvekili olmuştur.
Cumhuriyet Halk Fırkası, Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin yerine tek teşkilat olarak ortaya çıktıktan sonra bu partiye katılan Gökalp; partinin ve yeni Türkiye’nin fikri tabanını oluşturacak prensipler üzerinde çalışmıştır.
“Halk Fırkası”nın 6 okuna kaynak teşkil eden aslında Gökalp’in 12 ilkesidir. Gökalp bu ilkeleri “Doğru Yol, Hakimiyeti Milliye ve Halk Fırkası Umdelerinin Tasnif, Tahlil ve Tefsiri” adlı çalışmasıyla açıklamıştır. Ayrıca “Fıkra nedir?”, “Yeni Türkiye’nin Hedefleri”, “Milli Türkiye ve Maarif Meselesi”, “Türk Devleti’nin Tekamülü” gibi eserleriyle yeni Türkiye’nin düşünce temellerini inşa etmiştir.
Diyarbakır’ın yetiştirdiği bu büyük Türk düşünürünün evinin yakılması ve eserlerinin, mirasının yağmalanması tam bir nokta atışıdır. Hedef Gökalp’le birlikte tamamen Türkiye Cumhuriyeti’dir. Diyarbakırlılar yetiştirdikleri bu mümtaz insanın, manevi şahsiyetine yapılanlar için ne kadar utansa azdır.
“Türk kuvvetli olursa, her mazlum olan milleti kurtarır”
Çeşitli bahane ve sudan sebeplerle, güya mazlum akrabalarını savunmak için ortaya çıkan vahşiler, daha evvelki isyanlarda olduğu gibi emperyalizmin emrinde birer maşadır. Daha önce de Kürtçülük bahanesiyle kendi insanlarını da felakete sürüklemişlerdi. Bu Türklük ve Türkiye düşmanları, kendi “akrabalarının” geçmişte de gerçek hamilerinin Türkiye olduğunu bilmiyorlar mı?
Bunu Gökalp çok net bir şekilde göstermişti: “Hatta ben olsaydım Kürt, Arap, Çerkez/ ilk gayem olurdu. Türk Milleti!/ Çünkü Türk kuvvetli olursa mutlak/ kurtarır her İslam olan milleti..” Amaç Türkiye’yi güçsüz bırakmaktır.
AKP hükümetleri isyancı Kürt unsurlara 12 yıldır taviz üzerine taviz vermiştir. Her tavizle birlikte biraz daha şımarmalarına sebep olmuştur. Bu olayların mutlaka gerektiği gibi üzerine gidilmesi, müsebbiplerinden yargıda hesap sorulması gerekir. Maalesef görüyoruz ki bunun tam aksi yapılıyor. Eşkıya başına yeni tavizler konuşuluyor. 6-7 Ekim olaylarına sebep olanlar cezalandırılmak bir yana, sanki ödüllendirilmek isteniyor.
Türkiye Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırmak, temellerini dinamitlemek isteyenlerden mutlaka hesap sorulacaktır. Hesap sormayanlardan da hesap sorulacaktır.
Mehmet Özdemir; Demokrat Parti (DP) GİK Üyesi, Siyaset Planlama Kurulu Başkanı
***
İsyancıların, sözde IŞİD; Esasta Ayn-el Arap  hezimetini protesto bahanesiyle Ülkemizi alçakça, kalleşçe ve düşmanca talan ederek yağmalamalarına (Hükümet kuvvetleri ve Diyarbakır belediyesi) seyirci kalındı…

IŞİD bahanesiyle düzenlenen izinsiz gösterilerde eylemcilerin saldırdığı bin 113 binadan 212′sinin eğitim kurumu olması dikkati çekti.
IŞİD bahanesiyle düzenlenen izinsiz gösterilerde, eğitim ve kültür kurumları da eylemcilerin hedefi oldu. Gösterilerde en ağır bilançonun yaşandığı iller arasındaki Diyarbakır ile Mardin’de saldırılan 70 okuldan 15′i kullanılamaz hale geldi.
Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) 6 Ekim’de, Kobani’de (Ayn el Arap) yaşananlara karşı bütün uluslararası kurumların, demokratik kitle, emek ve meslek örgütlerinin harekete geçmesi gerektiği yönündeki çağrısının ardından IŞİD terör saldırıları bahane edilerek 35 ilde gösteriler başladı.
İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın iki gün önce açıkladığı resmi rakamlara göre, sivil ve polis araçlarına yapılan saldırıların yanı sıra gösterilerde 25 kaymakamlık binası, 67′si emniyet, 29′u siyasi parti, 212′si okul olmak üzere bin 113 bina da hasar gördü. Çok sayıda kentte okul binaları molotofkokteyli atılarak yakıldı. Öte yandan Diyarbakır, Siirt ve Muş’un Varto ilçesindeki müze, kültür merkezi ve kütüphaneler de saldırıların hedefi oldu.
Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, yakılan okullara ilişkin tepkisini İstanbul’da yaptığı açıklamayla ortaya koymuştu. Avcı, olaylara ilişkin değerlendirmesinde, “Bir kere daha hatırlatıyoruz. Bu tür terör girişimleriyle Türkiye’de ve o bölgede eğitimin önünü kesemezler. O halk çocuklarının eğitimini engelleyemezler. Bir kere daha şiddetle kınıyoruz. Eğitim kurumlarını kundaklamak halk düşmanlığıdır. Bununla eğitimin önünü kesemezler, biz o okulların daha iyisini yaparız” demişti. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Basın Müşavirliği ve çeşitli illerdeki il milli eğitim müdürlerinden alınan bilgiye göre, özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerindeki illerde bulunan eğitim kurumları, saldırıların hedefi haline geldi. Saldırılar, genellikle molotofkokteyli ve taş atılarak gerçekleşti. Okulların önemli bölümü, çıkan yangınlar sonucu kullanılamaz hale geldi. Buna göre, Tunceli merkezde gösterilerin başlamasından bugüne kadar 2 okul ve bir spor salonuna Molotof kokteylli ve taşlarla saldırı düzenlendi.
Camları kırılan ve idari bölümlerinde yangın çıkan okullar ile spor salonunda 140 bin liralık hasar meydana geldi. İl Milli Eğitim Müdürlüğü, söz konusu binalarda onarım başlattı. Okullarda yarın eğitime başlanması hedefleniyor.
Mersin ve Tarsus’ta 3 okul saldırganların hedefi oldu. Abdullah Günaydın ve Alsancak Lions İlköğretim Okulları ile Tarsus Fen Lisesi göstericilerin saldırısına uğradı. Kundaklanan Tarsus Fen Lisesi, kullanılamaz hale geldi.
DİYARBAKIR VE ŞIRNAK’TA 47 OKULA SALDIRI
Diyarbakır’da ise 34 okula saldırıda bulunuldu. Bunlardan 10′unun, eğitim yapılamaz durumda olduğu belirtildi. Şırnak’ta yaşanan olaylarda 13 eğitim kurumu saldırıya uğradı. Yakılan Silopi Milli Eğitim Müdürlüğü binası kullanılamaz hale geldi.
İl Milli Eğitim Müdürü Ahmet Alagöz, ağır hasar gören okullar için bin 500 sıra ve masa sipariyi verdiklerini belirterek, “Binalarda onarım çalışmalarına başlandı. En kısa sürede bu kurumlarda eğitim öğretime yeniden başlanılacak. Bu okullardaki öğrenciler onarım çalışmaları tamamlanana kadar yakın okullarda eğitim görecek” açıklamasını yaptı. Saldırganların hedefinde Adıyaman’daki bir okul da vardı. Yetkililer, ilde eğitim öğretimde bir aksama olmadığını bildirdi.
Batman’da 4 okul ile bir öğretmenevine de saldırıda bulunuldu. Bunlardan bir ilkokul ile bir anaokulu kullanılamaz hale geldi.
DİYARBAKIR’DA HASARIN BEDELİ 8 MİLYON LİRA
Diyarbakır Valiliğinden yapılan açıklamada, izinsiz gösterilerde hasar gören 34 okuldan 10′unun kullanılamaz halde olduğu belirtildi. Bu 34 okuldan 6′sının Bağlar, 2′sinin Yenişehir, 11′inin Silvan, 4′ünün Bismil, 1′inin Ergani, 4′ünün Kocaköy, 2′sinin Hani ve 4′ünün Lice ilçesinde bulunduğu ifade edilen açıklamada, okullardaki zararın (inşaat onarımı, bilgisayar ve teknoloji altyapısı, masa, sıra vesair tefrişatlar dahil) yaklaşık 6 milyon lira tutarında olduğu kaydedildi.
Sur ilçesindeki Ziya Gökalp Müzesi’ne 5 gün önce gelen 60-70 kişilik grubun avlunun ahşap kapısını kırdıktan sonra içeri girdiği ve güvenlik görevlisini etkisiz hale getirip müze binasını yanıcı madde kullanarak ateşe verdiği hatırlatılan açıklamada, “14 eser ile 11 kamera ve kayıt cihazının çalındığı binanın tamamen tahrip edildiği, müzenin demirbaşına kayıtlı çok sayıda kitabın yandığı tespit edilmiştir. Diyarbakır Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü teknik personeli tarafından yapılan değerlendirmede restorasyon için tahmini 2 milyon liralık bir ödeneğe ihtiyaç bulunmaktadır” ifadelerine yer verildi.
ŞANLIURFA’DA 19 EĞİTİM KURUMUNDA HASAR
Şanlıurfa’daki izinsiz gösterilerde 19 eğitim kurumu zarar gördü.
İl Milli Eğitim Müdürü Metin İlci, Ceylanpınar’da 6, Suruç’ta 7, viranşehir’de 4 ve Hilvan’da 2 olmak üzere 19 eğitim kurumuna eylemciler tarafından taş ve molotof kokteyli ile saldırı bulunduğunu bildirdi. Okullarda hasar tespit çalışmalarının devam ettiğini belirten İlci, “Eğitimin aksamaması için her türlü tedbiri aldık. Büyük çapta zarar gören okullarda eğitim gören öğrenciler, yakın bir okulda eğitimlerine devam edecek” değerlendirmesinde bulundu.
Bitlis’te ise 8 okula saldırı düzenlenirken, eğitim öğretim faaliyetlerinde aksamanın olmadığı öğrenildi.
Bursa’da göstericilerin saldırdığı Hasan Ali Yücel İlkokulu ile Fatih Sultan Mehmet Ortaokulu’nun camları kırılırken, güvenlik kameralarının da hasar gördüğü bildirildi. Gösterilerde Gaziantep’teki bir okul da hedef alındı.
MARDİN’DE 5 OKUL KULLANILAMAZ DURUMDA
Mardin’de 36 okula saldırı düzenleyen eylemciler, 5 okulu kullanılamaz hale getirdi. Kentin bazı ilçelerinde okulların tatil edildiği belirtildi. Mardin Milli Eğitim MüdürüMevlüt Kuntoğlu, hasar gören eğitim kurumlarında hasar gören okullarda onarım çalışmalarına başlandığını belirtti.
Muş’taki gösterilerde ise 6 okul hedef alınırken, bu okulların tamamı kullanılamaz hale geldi. Saldırıya uğrayan Bulanık İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü binası da ağır hasar gördü.
İSTANBUL’DA 11 OKUL
İstanbul’daki eğitim kurumları da IŞİD bahanesiyle düzenlenen izinsiz gösterilerin hedefi haline geldi. Valilikten alınan bilgiye göre, kentteki 11 okul eylemcilerin saldırısına uğradı. Bu okulların bazılarında hasarın büyük olduğu bildirildi.
IŞİD’i bahane eden göstericilerin çıkardığı olaylarda, Bingöl’e bağlı Karlıova ilçesindeki Karlıova İmam Hatip Anadolu Lisesi, Karlıova Halk Eğitim Merkezi ve 11 Mart İlkokullarının camları kırıldı. Söz konusu okullar, hasarın giderilmesinin ardından eğitim-öğretime açıldı.
Hakkari’deki eğitim kurumları da eylemcilerin hedefleri arasında yer buldu. Kent merkezinde 4, Yüksekova’da 17, Çukurca’da 5 ve Şemdinli’de 2 olmak üzere 28 okulda hasar meydana geldi. Ayrıca Yüksekova ilçesinde kaymakamlığa bağlı etüt merkezi ile kültür merkezine de zarar verildi. Çukurca ilçesinde ise halk eğitim binası tahrip edildi.
Siirt’te 13 okul ve 2 halk eğitim merkezi binasına saldırıda bulunuldu.
Siirt Milli Eğitim Müdürü Fethi Suay, kent merkezindeki Hürriyet Ortaokulu, Akşam Sanat Okulu ve Halk Eğitim Müdürlüğü ile bir anaokulu binasının kullanılamaz hale geldiğini söyledi.
VAN’DA 18 EĞİTİM KURUMU HEDEF ALINDI
Van’da IŞİD bahanesiyle düzenlenen izinsiz gösterilerde 18 eğitim kurumu hedef alındı. İl genelinde bazı öğretmenevi, kültür müdürlüğü ve milli eğitim müdürlüğü binaları da tahrip edildi.
MÜZE VE KÜTÜPHANELERE DE SALDIRI
Öte yandan gösterilerde eğitim kurumlarının yanı sıra Diyarbakır, Siirt ve Muş’un Varto ilçesindeki kültür kurumları da eylemcilerin hedefi oldu.
Diyarbakır’ın Sur ilçesindeki Ziya Gökalp Müzesi, 7 Ekim’de molotofkokteylleri ile yapılan saldırıda çıkan yangın sonucu kullanılamaz hale geldi. Saldırıda ayrıca müzenin envanterinde bulunan 20 eser çalındı, çok sayıda kitap yandı.
Siirt’te ise molotofkokteylleri ile yapılan saldırının ardından çıkan yangında 3 katlı İl Halk Kütüphanesinin zemin katında bulunan arşiv, çocuk ile engelliler bölümleri hasar gördü. Büyük bölümü kullanılamaz hale gelen kütüphanenin 1964 yılından bugüne kadarki tüm arşivi kül oldu. Kütüphanedeki 58 bin kitabın yüzde 80′i ise kurtarıldı.
Muş’un Varto ilçesinde ise bünyesinde 190 kişilik çok amaçlı salon, kütüphane, sergi salonu, atölyeler ile idari ve teknik mekanlar bulunan kültür merkezi de saldırılardan büyük zarar gördü. [Ulusal Ajans Haber Merkezi // Ulusal Haber]
Yakılan, yıkılan ve kalleşçe kundaklanan Diyarbakır Ziya Gökalp Müze’sini söndürmek için yöre halkının yardım ettiği söyleniyor!..
DİYARBAKIR'da olaylar sırasında göstericilerin molotof atarak yakıp tahrip ettiği Ziya Gökalp Müzesi'ndeki yangını çevredekilerin söndürmek için seferler olduğu ortaya çıktı.
Diyarbakır'da IŞİD'in Kobani'ye saldırılarını protesto gösterilerinde çıkan ve 12 bireyin ölümü ile şehirde sokağa çıkma yasağına kadar giden olayların başladığı 6 Ekim gecesi merkez Sur İlçesi'nde bulunan Ziya Gökalp'in doğduğu ve daha sonra müze biçimine getirilen evi de amaç oldu. Ziya Gökalp Müzesi, yüzleri maske ile kapalı göstiriciler sebebi ile molotof atılıp yakılırken içindeki 20 tarihsel yapıt çalındı, eşyalar tahrip edilerek kullanılamaz bir vaziyete getirildi.Kapılarına kilit vurulan Ziya Gökalp Müzesi'ne yapılan saldırıya Şahit bulunan mahalle sakinleri iri korku yaşadıklarını dile getirdi. Bir görgü şahidi bulunan molotofların sebep bulunduğu yangının müzenin etrafını sardığını yangın esnasında göstericilerin ellerinde kimi heykellerin bulunduğunu bu heykelleri de yere atarak kırdıklarını gördüklerini söyledi. Yangın esnasında itfaiyeyi defalarca aradıklarını lakin itfaiyenin vakalar sebebiyle alana gelemediğini belirten görgü tanıkları, yangına kendilerinin müdahale ettiğini belirtti. İsmini eda etmek istenmeyen bir şahıs şunları anlattı:'Cadde başında vakalar sürüyordu. Balkonlardan vakaları olup biteni izliyorduk. Bu sırada müzeden gürültü sesleri geldi. Bir grubun müzenin arasında olduğunu gördük. Her şeyi yerlere atıp parçalıyorlardı. Birden içeriden bir alev yükseldiğini gördük. Göstericilerde ellerinde heykel şekli şeyleri alarak çıktı. Bazılarını yerlere attılar. Alevler daha yeni başlamıştı. Herkes itfaiyeyi aradı. Ama itfaiye vakalar sebebiyle gelemiyordu. Biz de tüm komşular toplandık kova ve hortumlarla kendi çabamızla söndürmeye çalıştık. Ama yetişemiyorduk. Yangın bir anda büyüdü ve yandaki apartmanlara da sıçramaya başladı. Herkes seferber oldu lakin söndüremedik.'Olayın peşinden Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, önceki gün yaptığı açıklamada müzeden 20 tarihsel eserin çalındığını aşırı sayıda tarihsel kitabın da yakıldığı belirtmişti.
(Gazeteler_Ajanslar & cesurgazete@gmail.com)

21 Ekim 2014 Salı

Prof. Dr. İsa KAYACAN; "O, GERÇEK BİR DEMOKRAT'DI. DP'DEN ÜMİDİ KESTİ VE BIRAKIP GİTDİ!.."

ALLAH (CC) RAHMET VE MAĞFİRET EYLESİN. MEKÂNI VE MAKAMI CENNET OLSUN. NUR VE HUZUR İÇİNDE YATSIN
ANKARA - 16 EKİM 2014, PERŞEMBE