18 Şubat 2014 Salı

DEMOKRAT PARTİNİN KURULUŞUNDA MAREŞAL FEVZİ ÇAKMAĞIN ROLÜ

DEMOKRAT PARTİNİN KURULUŞUNDA MAREŞAL FEVZİ ÇAKMAĞIN ROLÜ
 Dr. M. Galip Baysan
Bu gün oy kazanmak için demokrat partinin mirasına sahip çıkanlar acaba bu partinin kuruluş safhasında rahmetli Fevzi Paşanın rolünün ne olduğunu biliyorlar mı? Geçmiş bir yazımda çoğunlukçu demokratik düzene geçmek için İsmet paşanın gayretlerini açıklamaya çalışmıştım. Çünkü tek partili cumhuriyetten çok partili demokratik düzene geçiş kolay olmamış ve bu konuda Milli mücadele Liderlerine iktidar ve muhalefetin düzenlenmesinde büyük görevler düşmüştür. Bunun en önemli nedeni, demokrasi tecrübesinin azlığı ve siyasi ahlakın henüz ilkel bir durumda oluşudur.
 Adalet Bakanlığı eski Müsteşarı Avukat Kenan Ö. Öner, 14 Şubat 1946’da kurdukları İstanbul İl Örgütünün ilk günlerini şu sözlerle anlatmaktadır.
“Partinin İstanbul teşkilatı, vazifesine başlamış olmakla beraber maddi ve manevi her vasıtadan mahrum, çırılçıplak bir halde idi. Paramız yok, yerimiz yok, bizlerle çalışacak arkadaşlarımız yoktu. Memlekette böyle işler için faydalı arkadaş bulmak da para kadar güçlük ihsas ediyordu. Hiçbirimizin siyasi faaliyetteki yeri olmadığı için kendilerine müracaat edecek tanıdıklarımız da pek az bulunuyor. Onların en namuslu ve en faziletlileri de bizimle beraber çalışmaktan çekiniyorlardı. Tanıdığımız ve inandığımız herkese müracaat ederek hiç olmazsa ilçeler teşkilatını kurabilmek için bize insan tavsiye etmesini rica ediyorduk. Bazıları temennilerimi kabul ederek isim veriyor, bir kısmı buna bile cesaret edemiyordu.”(1)
“Teşkilatımız ilk aylarda, birçok sebeplerle çok yavaş gidiyordu. En esaslı ve en faal yerler için seçtiğimiz insanlar korkuyor, kabul etmiyor, edenlerin bir çoğu da iktidar partisinin, hatta hükümetin baskısı altında çok geçmeden istifa ediyordu.”(2)
DP’nin kuruluş günlerinde Aydın’da hükümet tabipliği yapmakta olan Mükerrem Sarol, Adnan Menderes’le tanışıp, onun isteği ile partiye girdikten sonra, bir gün Aydın Valisi tarafından çağrıldığını ve kendisine şu tavsiyede bulunulduğunu anlatmaktadır.
“Yarından tezi yok hemen parti ile ilişiğini keseceksin. Ben burada vali isem ve Dr. Fazıl Şerafettin (Bürge) CHP müfettişi kaldıkça senin Aydın’dan mebus olman mümkün değildir. Mutlaka Meclis’e girmek istiyorsan bunun yolları vardır. CHP’ye girersin ve muradın derhal yerine getirilir.”(3)
Aynı günlerde Celal Bayar “Milli birliğinin bozulmaması için vatandaşların DP’ye girmemesi” şeklinde Halk partililerin yaptığı kötü propagandalardan şikâyetçi olurken, Adnan Menderes’te İzmir’de idare amirlerinin birer Halk Partili gibi çalışmalarından, uygulanan baskı ve yapılan korkutmalardan yakınıyordu.
Bu kritik dönemde DP’nin yoluna daha güvenle ve daha fazla halk desteği ile devam edebilmesi için güçlü bir “ele ihtiyaç vardı. DP’liler, bu güçlü el” olarak eski ve ünlü bir askeri Mareşal Fevzi Çakmak’ı düşündüler ve onunla temasa geçtiler. Cihat Baban DP’lilerin düşüncelerini şu sözlerle açıklamaktadır:
“1946 Nisan ayı. CHP seçimleri yenilemeye karar vermiş olduğu için, Halk partisi ile Demokrat parti arasında çatışmalar alabildiğinde sertleşmişti. (Terakkiperver ve Serbest Fırkaların başına gelenler) aslında DP muhalefetini yaşatmak isteyenlerin gözünü açmaya yaramıştı. Öyle bir tedbir almak gerekirdi ki, DP ne Terakkiperver, ne de Serbest Fırka’nın akıbetine uğrasın. Bu tedbir, Mareşal Fevzi Çakmak’ı küskünlüğünden istifade ederek muhalefet saflarına çekmek, böylece siyasi hayatta DP’ye oy verecek vatandaşa bir nevi emniyet kalkanı temin etmekti.
DP vatandaşa “CHP iktidarı DP’yi feshedemez, senin Serbest Fırkanın kapatılmasında olduğu gibi belalar gelemez. İşte İstiklal Savaşının üç büyüklerinden bir tanesi, Mareşal Fevzi Çakmak, senin önünde göğsünü sana siper etmiş. Sana zarar verecek, seni fişe geçirecek, fabrikadan attıracak, sana memuriyet vermeyecek olan iktidarın, bütün bu zorbalıkları yapabilmesi için evvela Mareşali tasviye etmesi lazım. Bu ise yürek ister buna kimse teşebbüs edemez” demeliydi.”(4)
Tasvir gazetesi Başyazarı C. Baban’ın DP adına teşebbüsleri başlangıçta olumsuz cavap alır. Mareşal kendisine “Hiçbir şey istemiyorum, bana Saraçoğlu geldi, Milletvekilliği ve arkasından da Meclis başkanlığı teklif etti, reddettim. Askerlikte ihtiyarlayan, işe yaramayan adamın, politikada hizmeti olur mu?” cevabını verir. Bunun üzerine Baban Mareşal’e Napolyon’un bir sözünü hatırlatır:
“General 60 yaşını buldu mu, onu askerin başından çekmeli, şerefli, fakat rahat bir milli göreve nakletmeli.”(5)
Daha sonra DP’nin teşebbüsleri devam eder ve Baban ikinci defa Mareşal’i ziyaret ettiğinde görüşmeler şu şekilde gelişir:
“Söz sözü açtı, Bayar’ın teklifi bahis konusu olunca:
 Ben bir partinin adamı olamam, dedi. Bayar’a da bunu söyledim. Bu sebepten dolayı da teklifini maalesef reddettim.
 Paşa, dedim, bir partinin adamı olamazsınız! Doğrudur. Fakat millet isterse, milletin karşısına çıkar, hayır hayır, ben senin arzuna, isteğine, bana gösterdiğin teveccühe rağmen, vazife yapmayacağım der misiniz?
Meydan savaşlarının ünlü kahramanı büyük askerin bir tereddüt geçirdiğini hissetmemek mümkün olmadı. “Millet ister mi? Milletim istiyorsa vazifeden elbet kaçmam ama, millet nasıl ister?”
Unutuldu, kenara atıldı zannedilen, üniformasından ayrı kalmakla hayattan uzaklaşmayı aynı şey zanneden adam “Millet isterse” sözünde kendisini büyüleyici bir sihir buldu. O zaman kendisine, İstanbul halkının onu bağımsız milletvekili yapmak üzere binlerce imza topladığını söyledim.
 Bana izin verirseniz, öğleden sonra tekrar geleyim, size İstanbul’da toplanan imzalar hakkında bilgi vereyim, kararınızı o zaman lütfedersiniz dedim.
Düşündü, yumuşamıştı, ordunun etrafına gölge saçan tarihi çınar, birden, baobap ağacı gibi büyümüştü, konuşurken sanki ağacın yaprakları hışırdıyordu. Sesindeki içtenliği, eski bir askerin kesin tutumuyla zedelemeden,
 Milletim isterse bir, bağımsız olmak şartıyla iki… Bu iki şartla milletvekili olmayı kabul ederim.
Bir kördüğüm çözülmüş, Demokrat Parti’nin kaderi, birden bire değişmişti.
Mareşal’in evinden ayrıldıktan sonra büyük bir hızla Sümer sokağa gittim. Bayar beni merakla hatta sabırsızlıkla bekliyordu. Odaya girer girmez:
 Oldu efendim, dedim. Mareşal adaylığını koymaya razı oldu.
Ve anlatmaya başladım. Milletin isteğiyle ve bağımsız olarak adaylığını koyacaktı.
Bayar’ın gözlerinin derinliğinde birdenbire memnuniyet kıvılcımları çaktı, yüzü sevinçten kızardı, boynuma sarıldı, beni öperken ısrarla “büyük hizmet ettin! Büyük hizmet ettin! Çok teşekkür ederim” dedi.”(6)
Mareşal’in iktidarın bütün tekliflerini(7) reddederek bağımsız da olsa muhalefet saflarında yer alması DP’nin talihini değiştiren bir olay olmuş ve partinin teşkilatlanması ve partiye katılmalar süratlenmiştir. Öyle ki 21 Temmuz 1946 günü yapılan seçimlerde DP, 49 ilde seçime katılmış ve bu illerde 273 aday gösterilmiştir. (8)
22 Temmuz 1946 seçimlerinden sonra Demokrat Pari Cumhurbaşkanı seçimi geldiği zaman İnönü’nün karşısına Mareşal’i aday olarak çıkarmış ve bağımsız Mareşal, 60 kadar oy almıştı.(9)
DİPNOTLAR:
(1) Kenan Öner, Siyasi Hatıralarım ve Bizde Demokrasi, s.18-19 (Osmanbey Matbaası, İstanbul-1948)
(2) Aynı eser, s.36
(3) Mükerrem Sarol, Bilinmeyen Menderes, s.35-36 (Kervan Yayınları, İstanbul-1983)
 (4) C. Baban, Politika Galerisi, s.95-96
(5)  Aynı eser, s.97
(6)  C. Baban, a.g.e., s.98-101
(7) Kemal Karpat, Turkey’s Politics, s.160 (The Transition to a Multi-Party System, Princeten, New Jersey-1959)
(8)  Aynı eser, s.163
(9)  C. Baban, a.g.e., s.102

Dr. M. Galip Baysan

4 Şubat 2014 Salı

DE.PE GENEL KURULU YAPILDI; 02 ŞUBAT 2014-ANKARA

0 artık, tescilli bir "TRUVA ATI"... 
Tarihi ve kadim Demokrat Parti'nin taklidi olduğu iddiasını şiddetle red, tenzih ve tekzip ederiz!..

[dp2010yeniden] GÜNCEL DP VE KONGRESİ HAKKINDA‏

Baysan Bayar - 01.02.2014 // GRUP ::: Kime: dp2010yeniden@yahoogroups.com
Benden de Yusuf'um..bb 
-------Original Message-------
From: Yusuf Dulger / Date: 01.02.2014 20:17:14
Subject: Re: [dp2010yeniden] GÜNCEL DP VE KONGRESİ HAKKINDA [1 Attachment]
Teşekkürler BAysan ' cığım... Sevgilerrrrrrr.. Yusuf
On Saturday, February 1, 2014 7:10 PM, Baysan Bayar <baysanb@gmail.com> wrote:
Kesinlikle dogru Sevgili Yusuf'un soyledikleri.. bb 
-------Original Message-------
From: Yusuf Dulger / Date: 01.02.2014 18:14:39
Subject: Re: [dp2010yeniden] “GÜNCEL DP VE KONGRESİ HAKKINDA” Mustafa Nevruz SINACI, 31 Ocak 2014 – Ankara,
Ben şahsen,
Özal, Akbulut, Yılmaz ve Çiller Hükümetlerinin hiç bir zaman DP ruhu taşımadıkları kanaatindeyim... Zaten onların gevşekliği  dolayısı ile, dini devlet işlerine alet etmeyi kurgulayanlar rahatça çalışmış ve sonunda AKP olarak karşımıza çıkmışlar... Şimdi de, kendi aralarında cemaat ve tarikat kavgaları içine düşmüşlerdir... Kanla irfanla kurulan Cumhuriyet Türkiye’sine hiç de yakışmayan, onursuz bir dönem yaşamaktayız..
Hasbelkader, askeriyeden bizim öcümüzü alıyor diye AKP'ye kayan özden DP'liler, bugün ne düşünüyorlar hala öğrenemedik... Hiç sesleri çıkmaz, hiç bir reaksiyon göstermezler... Yassıada mahkemesinin, modern versiyonu olan Silivri'de alınan kararların mesnetsiz olduğu yeni yeni anlaşılır oldu... Adalet istiyorsak, herkes için istemeliyiz... Yeniden yargılama kararı alsalar bile, sırf olayı daha da sulandırıp uzatmayı planlamaktadırlar ki, halk oyalansın, kurnaz cambaz da işini yürütsün...
Bunlar halka anlatacak mı ? Niyetten asla şüphe etmiyorum, ama sesimizi duyurmak için görsel medya ve  basın dünyasına derdimizi anlatamazsak, boşa kürek çekmiş olacağız...
Medyayı zorlayarak ses duyurma mücadelesi, bugün en önemli mücadele olarak kabul edilip, oraya odaklanmalıdır. Ve AKP'nin bu imkanın kullanılmasını  çeşitli hukuksuzluklarla önlediğini halka haykırmalıdır..
Genel kongremiz hayırlı olsun..
Ama yıllardır kongre yapıyoruz, şahıslar değişiyor, AKP yol alıyor...
Naçizane düşüncem, medyaya odaklanarak, sesimizi duyurmak.. Ev ev dolaşıp anlatmak, eski zaman siyasetiydi... Bugün artık geçersiz ve sadece vakit kaybı... 5 dakika için uğradığınız ev halkı size hak verse de, RTE her Allahın günü mikrofonu eline alarak anlattıklarımızı sıfırlamaktadır..
Dolayısı ile hedef Medya olmalıdır..
Saygılarımla,
Yusuf Dülger
DP Kadıköy İlçe Üyesi

1 Şubat 2014 Cumartesi

güncel demokratların "46 ruhu, adalet, fazilet, sadakat, ahde vefa ve gerçekle" (Tarihi ve Kadim Demokrat Parti ile) sınav günü!..

‘DEMOKRAT PARTİ’
ŞİMDİ RUHLANMALIDIR
Mustafa Nevruz SINACI
1946-1950 AMBLEM
Önce makale başlığı ile ilgili bir açıklama… Afyon, Eskişehir ve İzmir Türk Dünyası Eğitim-Bilim Şûraları ile Kültür Şenliklerinde, bilhassa Azerbaycanlı kardeşlerimiz; Türkiye ruhtan düşmüş, acele tekrar ruhlandırılmalıdır, diye endişeyle haykırdılar..
Burada ruhtan düşme: Tarihi, milli, ilmi, kültürel, tüm asli unsur ve yaşamsal değerleri yitirmiş olmak anlamına gelmektedir. Tıpkı, Atatürk’ün Cumhuriyet, Demokrasi, özgür bilim, insan hakları, adalet ahlâkı, hukuk, hükümranlık ve bağımsızlık şuuru, sevdası gibi…
TC RUHTAN DÜŞTÜ
Bu anlam ve bağlamda Türk Dünyası kaygılanmakta haklıdır. Çünkü gerçekte Türkiye Cumhuriyeti yarım asır önce ruhtan düşürülmüştür. 53 yıldır da Türk ruhu, milli-manevi, ilmî değerleri, mâşeri vicdan ve şuuru paspas edilip çiğnenmektedir. Bu rezillik, ihanet, alçaklık ve küstahlığa, başta ana muhalefet partileri CHP ve MHP olmak üzere; ‘Siyasi Parti’ vasfını haiz 78 organizasyon doğrudan muhatap, ‘sorumlu teşekkül’ onursuz ve sorumsuz biçimde seyirci olmakta, kayıtsız kalmakta ve nihayet, “kuvvetler ayrılığı” ilkesinin dâhi yok edilmesine karşı (görünürde ve parti örgütleri) şaşkınlık ve çaresizlik içinde kıvranmaktadırlar…,
1946-1950 AFİŞ
Alında bunların çaresi, çözümü, tedbiri yok değil, elbette mevcut. Ama bu istikamette muhalefet isteksiz, belki yetersiz-yeteneksiz yahut bedhahlarla gizli iştirak ve işbirliği halinde bile olabilirler. Özellikle 17 Aralık operasyonundan itibaren, ülkenin ve milletin üstüne kâbus gibi çöken ve euro-dolar vurgunu ile çöreklenen kriz, bu kaygı ve korkuları teyit etmektedir.
FETRET DEVRİNİ KAPATAN ASR-I SAADET
7 Ocak 1946, bu yüksekliğin, ideal insanlık davası, milli/manevi kültür ve ilmi şuurun Demokrat Parti adıyla ruhlandığı, doğduğu, dirildiği ve hayat bulduğu; Halk Partisi tarafından memlekette estirilen terör-tedhiş ve mezalimin sonlandırıldığı; Fetret Devrini temelden sarsan kutlu bir tarihtir. “Tarihi ve kadim Demokrat Parti” Türkiye’de cumhuriyet, adalet, hukuk ve demokrasinin öznesi; Siyasette fazilet mücadelesi ve devlet idaresinde millet iradesinin hâkim kılınmasının; Yani, “Egemenlik kayıtsız ve şartsız Türk Milletinindir” düsturunun yegâne teminatıdır. İşte, 46 Ruhu, Demokrat Parti dava, manâ ve misyonu bu anlama gelir. 
DEVLET BAŞA, KUZGUN LEŞE!..            
1950-1960 RESMİ LOGO
GERÇEKTE:
DAİMİ DP AMBLEMİ
Şimdi gelelim (dönem itibarıyla) esas meseleye:           
Demokrat Parti’nin 11. Olağan Genel Kurulu, önümüzdeki Pazar (2 Şubat 2014) günü, saat: 10.00’da “Çetin Emeç-Balgat, Ahmet Taner Kışlalı Kapalı Spor Salonunda” yapılacak.
Öncelikle şunu ifade etmek lâzım ki; Halen “DP” adı altında politika yapmaya çalışan kurumun, mevcut haliyle tarihi-asli ve kadim Demokrat Parti’yi temsil/ilzam ve tedai ettirdiği, ettirebildiği kesinlikle söylenemez. Fakat bunun suçlusu mevcut yönetim değil; 8 Mayıs 2005 tarihli “Demokrat Parti 11. Olağanüstü Kongre” ile Erkan Mumcu sahipliğindeki ANAP’a iştirak ve iltihak kararı alınmasından sonra tezgâhlanan kirli oyun, hile-desise, derin kurnazlık ve hain pazarlıklardır.
Meselâ Mehmet Ağar döneminde DYP’nin DP adını edinmesi meşru, yasal, ahlâki ve hukuki değildi. Akabinde ANAP’ın büyük kongresini toplayan E. Mumcu bütün ısrar, telkin, tembih ve hatırlatmalarıma, hukuki hakkı olmasına rağmen ANAP’ın adını DP’ye iblâğ kararı alamamıştır. Bunun nedeni ya bir büyük pazarlık, dayatma yada manipülasyon yahut M. Ağar korkusu olabilirdi. Sonuç: Demokrat Parti uzun bir süre akim, ANAP uhdesinde enterne, esas itibarıyla sinelerde mahfuz ve fiilen mahkûm ortalık boş, millet ve devler sahipsiz kaldı.
    1961 - 1969
                AP AMBLEMİ

Nihayet DYP’nin ANAP ile birleşmesi ve DP adını alması sorunu bir derece çözdü.
Ancak bu, DP’nin tarihi, doğal, kadim ve 46 ruhu ile mündemiç gerçek şahsiyetinin hayat bulmasına vesile olmadı. Zaten üst üste gelen katılım, intikal ve değişikliklerle adeta darbelenmiş, örselenmiş, küstürülmüş, moral olarak çökmüş, tefessüh etmiş teşkilât, varılan noktayı kabullenemedi. Özellikle Süleyman Soylu (!)ve Namık K. Zeybek zamanında teşkilât siyasetten ikrah etti, tabana vurdu. Demokrat Parti kaynağından neş’et Merkez Sağ’ın mazbut seçmeni, illet-nefret ettiği ve asla içine sindiremediği, kabullenemediği AKP’ye iltica zorunda ve durumunda kaldı. Buna rağmen geniş halk kitleleri, temelde gelenek ve gerçek, hak, adalet, hukuk ve dürüstlük sevdalısı sessiz-sözsüz yığınlar; Yalan-talan, haksızlık-hırsızlık, yolsuzluk karşısında ezilen, üzülen, eziyet ve zulme maruz kalan kesimler DP’den asla ümidi kesmedi…
Her daim herkesin ve her kesimin gözü ve gönlü DP’de idi;
Çünkü Demokrat Parti davası, 46 ruh ve misyonu:     
22 Mayıs 1950 – 22 Mayıs 2014 tarihleri arası 64 yıllık Hükümetlerden, tamı tamına 33 yılı ‘tek başına iktidar’ ve 13 yılı da iştirak, ittifak ve koalisyonlar biçiminde olmak üzere 47 yıllık hükümferma bir sentez, özne ve bileşkedir. Henüz bu ruh ve misyonunun rekoruna kimse erişemedi. Erişmesi de imkânsızdır.
Bakınız şu tabloya:
Menderes Hükümetleri 22 Mayıs 1950- 27 Mayıs 1960          = 10 yıl 005 gün
Demirel Hükümetleri                27 Ekim 1965 - 16 Mart 1971            = 10 yıl 314 gün
Özal Hükümetleri                     13 Aralık 1983 - 09 Kasım 1989        =   5 yıl 345 gün
Akbulut Hükümeti                    09 Kasım 1989 - 23 Haziran 1991      =   1 yıl 232 gün
Yılmaz Hükümetleri                  23 Haziran 1991 - 20 Kasım 1991      =   2 yıl 101 gün
Çiller Hükümetleri                    25 Haziran 1993 - 12 Mart 1996        =   2 yıl 273 gün
Tek başına, müstakilen ve münferiden iktidar süresi                  :   33 YIL 175 GÜN
İktidar ortağı, iştirak ve ittifaklar biçiminde koalisyonlar                        :   13 YIL 190 GÜN
TOPLAM HÜKÜMET ETME SÜRESİ                                        :   47 YIL
NETİCE OLARAK BU KONGRE’DE:
"TRUVA ATI" DEFOL!..
1. Tarihi ve kadim Demokrat Parti’nin aslına rücu etmek, şahsiyet, haysiyet, bilgi, birikim, deha, basiret ve beka’sı ile bütünleşmek;
2. 46 Ruhu ile ruhlanmak, Milli birlik, hürriyet, adalet ve bağımsızlığa adanmak; 
3. Orijinal Demokrat Parti’nin güncel versiyonunu kabul etmek ve yürürlüğe koymak;
4. Yeter!.. Söz Milletindir… Anlamına gelen “Başparmağı Açık Sağ El” i parti amblemi olarak kabul ve tescil ederek, büyük bir ayıptan kurtulmak…
Millet için bir ümit, ümitten de öteye HAK; Devlet uğruna görev ve Kongre Delegeleri namına mutlak bir sorumluluk, kaçılmaz, kaçınılmaz tarihi bir VAZİFEDİR.   
            Böyle olursa eğer; “TÜRKİYE’YE BÜYÜK ÇAĞRI” hayat bulabilir, gerçek olabilir.
            Aksi takdirde bir HAM HAYAL ve ÜTOPYA olarak kalmaya mahkûmdur.
            BİLİNE!...

21 Ocak 2014 Salı

ŞAFAK YAKINDIR!... HASAN KORKMAZCAN

SEVGİLİ VE DEĞERLİ HALKIMIZ
BİLSİN Kİ !..
Cumhuriyet tarihinin en ağır bunalımlarından birini yaşamaktayız.
Türk milleti bu süreci de elbette sonlandıracaktır. Şimdilik sorumluları ve suçlarını tespit dönemindeyiz. Tedip ve tazmin dönemleri de gelecektir.
Şafak yakındır.
Yeni şafak, en az 1946’daki kadar demokrasiye, en az 1955’deki kadar kalkınmaya, en az 1966’daki kadar sanayileşmeye dönük bir heyecanla sökecektir.
Bunalımın ağırlığı ve bağlantıları, milli atılımın, inkılâpçı ve sosyal adaletçi bir programla yürütülmesini zorunlu kılmaktadır.
Gücümüz; 19 Mayıslarda, 7 Ocak 1946 şafaklarında denediğimiz birikimlerdedir.
Aşağıda 7.1.2014 tarihli bir değerlendirmeyi sunuyorum:
Hasan KORKMAZCAN
20. Dönem TBMM Başkan Vekili
46 Şafağı’nda Demokrat Parti
İki yüz yıllık bunalımlı arayış dönemlerinin sonunda, 7 Ocak 1946 tarihinde Türk siyaset tarihinin en önemli adımlarından biri atıldı. Demokrat Parti kuruldu.
Altmışlı yıllardan seksenli yıllara kadar, benim çok dinlediğim “Biz 46 Şafağı’nda Yola Çıkanlar” tanımlaması, merkez- merkez sağ siyasetin ortak kimliği oldu. Bu söylemi, demokrasi döneminin önemli hatiplerinden Talat Asal, Ali Naili Erdem ve Cevat Önder’in davudi seslerinden hâlâ duyar gibiyim.
Demokrasi, milli değerler, hukuk devleti, halka hizmet bilinci, faziletli yönetim, Cumhuriyetin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, egemen ve bağımsız bir toplum olarak dünya milletleriyle yarışmak, dünya barışına katkı, evrensel kültürü halkı Müslüman ve laik yönetimi benimsemiş bir millet olarak zenginleştirmek, dayanışma ruhuyla kalkınmasını bir arada gerçekleştirerek huzur ve refah toplumuna uzanmak hepimizin ortak hülyasıydı....
Her dara düştüğümüzde, her rehavete kapıldığımızda “46 Şafağı’nı” hatırlamak bize yeni bir başlangıç yapmanın enerjisini verirdi. Yeni başlangıçlar için hiçbir koşul bizi yılgınlığa ve bezginliğe itemezdi.
“1946 Şafağı’nda Yola Çıkanlar” bilinci, millet hizmetinde üç-dört kuşağı kozmik bir eylem bulutu gibi sarmıştı.
1957 Seçimleri’nin sonuçlarını Isparta Demokrat Gazete’nin matbaasında şafak vaktine kadar izlemiştim. O yıllarda Celal Bayar’ı, İsmet İnönü’yü, Tevfik İleri’yi, Said Bilgiç’i, Suphi Baykam’ı, Fethi Çelikbaş’ı salonlarda ve meydanlarda dinlemiştim. Adnan Menderes’le şafak vakti yollara düşüp temel atma törenlerinin haberlerini yazmıştım. “Kıbrıs Türk’tür, Türk Kalacaktır” sloganlarıyla mitinglerde konuşanlardan biri olmuştum.
27 Mayıs darbesi bu coşkuyu durdurdu. Adeta ırmağın yatağını değiştirdi. Daha önce halktan yönetime, partilerden halka geçen enerji akımı kesildi.
Büyük şairimiz Yahya Kemal Beyatlı’nın “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” şiiri, içinde her sınıftan Türk insanının bulunduğu bu sinerji yumağının en güzel tasviridir.
İşte, 27 Mayıs’ta kaybedilen bu ruh olmuştur.
Anadolu’nun büyük ozanı Homeros da her destan bölümüne güzel Anadolu’nun şafaklarını anlatarak başlar: “Toprakların üstünde uyanan Şafak kızı, gül parmaklarıyla ufukları boyarken kahramanlar yola koyulur.”
Bu Anadolu Şafakları, bu binlerce yıllık yurdumuzun hep taze başlangıçlara yönelten çağrıları, atalarımızı “Uzak Asya’dan” İstanbul’a, Roma’ya, Viyana’ya koşturmuştur.
1946 Şafağı da, Milli Mücadele kahramanlarını elbirliğiyle demokratik rejimi kurma görevine ulaştırmıştı.
Zamanın Milli Şefi de, zamanın muhalefet liderleri de TBMM’nin İstiklal Madalyası’yla onurlandırdığı gazilerdi. Onlar, Mustafa Kemal Atatürk’ün silah, siyaset ve dava arkadaşlarıydı.
1950-1960 arasındaki kavgaları da sert oldu. Kırıcı oldu. Fakat bugüne kadar her kalite erozyonunda dönüp örnek aldığımız, devlet yönetiminin faziletli uygulamalarını da Türk tarihine onlar yazdılar.
1961 sonrasında bizler yine 46 Şafağı’nın ilhamlarıyla demokrasiyi yeniden inşa etmeye koyulduk.
1971 sonrasında yeni darbe saldırılarına 46 Şafağı’nın bilinciyle karşı koyduk. Bu yıllarda, demokrasinin yaralarını sarma konusunda İnönü-Bayar yakınlığına tekrar tanık olduk. Milli Mücadele’de yorgun vatanı kurtarmada birbirlerini tamamlayan rollerindeki gibi demokrasi görevi üstlendiklerini gördük.
7 Ocak 1946’da atılan demokrasi adımı tıpkı Kuvay-ı Milliye gibi, halkımızın tarih boyunca bağımsız ve egemen bir millet olarak “kendi iradesini devlet hayatına hâkim kılma” arzusuyla başlamıştır.
Biz, “1946 Şafağı’nda Yola Çıkanlar” her zor dönemeçte yeniden fazilet yolculuğuna çıkacak enerji, umut, kuvvet ve kudrete sahip olduk.
Yeniden oluruz...

12 Aralık 2013 Perşembe

SEÇİME KATILABİLMEK İÇİN "ÇOK BÜYÜK BİR FEDAKÂRLIK" !..

Yerel Seçimlere katılmak için (DP) parti merkezini satışa çıkardı
SEÇİMLER yaklaşırken partilerin kampanyaları da hız kazanmaya başladı.
            Mecliste grubu olmadığı için hazine yardımı alamayan ama seçim yarışından da geri kalmak istemeyen Demokrat Parti, kaynak arayışında farklı bir yola gitti. Demokrat Parti, seçim ve daha sonraki parti faaliyetleri için Ankara Balgat’taki genel merkez binasını satışa çıkardı.
            SATILIK GENEL MERKEZ!...
            Demokrat Parti (DP), Ankara Balgat’taki genel merkez binasını satışa çıkardı.
Mecliste grubu olmadığı için 2007’den bu yana ödenek alamayan Demokrat Parti, kendisine kaynak yaratmak için bu yola gitti. 13 bin metrekare büyüklükteki arsanın hasılat paylaşımlı sözleşme yoluyla devri veya arsanın kat karşılığı satışı fikrine de açık olan parti, buradan elde edeceği geliri, seçim kampanyası ve sonrasında partinin çalışmaları için kullanacak.
            ÇOK UZUN ZAMANDIR HAZİNE YARDIMI ALMIYOR!..
            Demokrat Parti’nin 37 yaşındaki Genel Başkanı Gültekin Uysal, konuyla ilgili Ekonomist Dergisi’ne yaptığı açıklamada, partinin çok uzun zamandır Hazine yardımı alamadığını söyledi. 2009 yılında Demokrat Parti ve Anavatan Partisi’nin birleşmesiyle bu binanın varlıkları arasında yerini aldığını kaydeden Uysal, şu an talep toplama aşamasında olduklarını ifade etti. Fakat henüz fiyat konusunda bir netlik olmadığını aktardı.
            HÜKÜMET PARTİ DEVLETİ GİBİ
            Uysal, yaptığı açıklamada şu görüşleri dile getirdi: “Hükümet parti devleti gibi davranıyor. AKP ve mecliste grubu bulunan üç partiye ödenek verilirken, bizler 2007 yılından beri bu Hazine yardımını alamıyoruz. Artık siyaset yapmak da pahalı bir faaliyete dönüştü. Açıklanan demokratikleşme paketine göre 2015’te Hazine yardımından yüzde 3 oy alan partiler de faydalanabilecek. Fakat bizim seçim süreci ve sonrasına yönelik projelerimiz için kaynağa ihtiyacımız var. Belli varlıkları değerini bulmuşsa farklı şekilde değerlendirmek istedik. Tamamen partiye kaynak sağlamak adına alınmış bir karar bu.”
            ÖZAL’LI YILLARA DA TANIKLIK ETTİ
            7 Ocak 1946’da kurulan ve 14 Mayıs 1950’de yapılan seçimlerde 27 yıllık tek parti dönemini sona erdiren Demokrat Parti’nin şaşaalı günleri, 27 Mayıs 1960’da askeri müdahaleyle hükümetin düşürülmesiyle son buldu. 29 Eylül 1960’ta kapatıldı. 1983’te kurulan Doğru Yol Partisi’nin 27 Mayıs 2007’de adını ve logosunu değiştirmesiyle tekrar hayata döndü. 2009’da ise Anavatan Partisi ile birleşti. Ankara Balgat’taki genel merkez binası Anavatan Partisi’ne aitti ve bu birleşmeyle Demokrat Parti’nin varlıkları arasına katıldı.
            1988 yılında yapılan bina kısa süreli de olsa Turgut Özallı yılları da yaşadı.
(HÜRRİYET, ANKARA: 08 Aralık 2013)

2 Aralık 2013 Pazartesi

YORUMSUZ!... 30 KASIM 2013

BÜYÜK TÜRKİYE’NİN MİMARI DP’NİN SATIŞ İLANI!
9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’den sonra partinin mirasını yok edenler ve bu misyonu bu duruma düşürenler, bugün Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan ihale ilanından utanmaları gerekmektedir…
BÜYÜK TÜRKİYE’NİN MİMAR DP'NİN SATIŞ İLANI!
MELEK ÇALIKOĞLU 
www.derinposta.com/ 
ÖZEL HABER
Demokrat Parti ekonomik sıkıntılar içinde…
Elbette ki; bunun sorumlusu, Demokrat Parti’nin süvari koltuğuna oturan Gültekin Uysal değil…
9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’den sonra partinin mirasını yok edenler ve bu misyonu bu duruma düşürenler, bugün Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan ihale ilanından utanmaları gerekmektedir…
İLK BAŞTA SÖYLEDİĞİMİZ OLDU
Yapılan 8. Olağan üstü kongrede Demokrat Parti Genel Başkanlığı’na seçilen Gültekin Uysal partiyi 30 lira ile teslim aldı. Genel Merkez başta olmak üzere İl ve ilçeleri borç batağında olmakla beraber, icralar ile boğuşmaya başladı…
İlk yapılan yanlış, eski yönetim tarafından anlaşması yapılan inşaat sözleşmesinin tek taraflı olarak fes edilmesiyle başladı…
Yapılan bu yanlıştan sonra, partinin ekonomik sıkıntılarını çözmek için gerekli olan parayı bulamayan Uysal’a, Keçiören ve Denizli binalarını sattırmakla yaptılar…
Her yapılan GİK öncesi, Genel Merkez’in emlaklakçılar tarafından yada, kapalı kapılar arkasında yapılan  anlaşmalar ile gündeme taşınması üzerine dedik ki; ‘ partinin durumu ortada, satın satmasına da, gazete ilanı ile satın, herkesin haberi olsun, Genel İdare Kurulu Üyeleri ile İl ve ilçe başkanlarının haberi olsun’ dedik..
Ve nihayet son yapılan Genel İdare Kurulu’nda bizim aylardır yazdığımız şekilde satış yapmaya karar verdiler…
İSTANBUL İL KONGRESİ 22 ARALIK’TA
Demokrat Parti’nin İstanbul İl Kongresi 22 Aralık’ta yapılacak…
Demokrat Parti İstanbul İl Kongresi’nin ne zaman yapılacağına dair daha önce de birkaç kez tarihler ortaya atıldı. Kongre için tüm hazırlıklarını tamamlayan İl Başkanı Adem İpek, Genel merkez’den kesin tarihi alamadığı için ertelemek zorunda kalmıştı.
İstanbul İl Başkanı Adem İpek aradı bu sabah…
İstanbul İl Kongre tarihinin belirlendiğini 22 Aralık’ta yapılacağını söyledi…
Büyük kongre için sabırsızlıkla bekleyen İl ve ilçe başkanları İstanbul’un kongre tarihini merakla bekliyorlardı.
İstanbul’da şuan üç aday var…
1.       İl Başkanı Adem İpek…
2.       Mimar Süleyman Uluocak…
3.       Ali Kemal Aksoy…
(Tarih: 29-11-2013, Ankara)